Kalp Damar Sağlığı
İNSAN KALBİ Başladığından durduğu ana kadar hiç
yorulmaksızın çalışmaya devam eder kalbiniz. Ortalama bir insan yaşamı
boyunca bir insan kalbi 2.5 milyar kezden fazla atar. O kadar güçlüdür ki, 6
litre kanı dünyanın çevresinin 4.5 katı kadar dolaştırır her vurusunda, tüm
vücut boyunca. Çocuklukta 100,000 kilometre olan damar boyu erişkinde
186,000 kilometreye çıkar. Müthiş ve mükemmel bir organ sistemidir kapdamar
sistemi. Yaşayan canlı bir organizma gibidir. Kendi emirlerini kendi kendine
verir çoğu zaman. Normal kalp vurusu ortalama dakikada 70 dir, damarlarımız
içerisindeki basınç ise küçük 60-80 mmHg, büyük 110-150 mmHg dır. Kalp Krizi
Bilindiği gibi kalp insan yaşamı boyunca hiç durmaksızın çalışan ve yaşamı
idame ettirmek için gerekli oksijeni ve diğer yağı elemanlarını vücuda
dağıtan bir pompadır. Kalp durması bilindiği gibi tüm organlarda yaşamsal
fonksiyonların geri dönüşsüz olarak durmasına yol açabilir ve ölümle
sonuçlanabilir. Kalbin de tüm organlar gibi kana ihtiyacı vardır. İşte bu
kanı kendi kendisine koroner damar ağı adı verilen bir damar sistemi ile
pompalar. Ani olarak koroner damarlarda tıkanma ile gelişen kalp kasındaki
oksijensiz kalma sonucu doku ölümüdür. Bu durum geri dönşsüz olarak
gerçekleşir. Ancak bu duruma erken müdahale edilmesi olaytın sonuçlarının
daha az olumsuz olmasına ve yaşamın kurtarılmasına yol açtığı için tüm
dünyada sağlık harcamalarının %50sinden fazları bu durum için yapılmaktadır.
Kalp krizi çeşitli evrelerle oluşur Evre 1: En tehlikeli evredir. İlk 48
saati içerir. Özellikle trombolitik tedavi uygulananlarda ilk 24 saatlik
erken hasar evresini kapsar. Evre 2: Nebdeleşme (skatrizasyon) evresi.
Yaklaşık 4-8 hafta sürer. Evre 3: Rehabilitasyon evresi. Evre 4: Sekonder
profilaksi Komplikasyonlar genellikle 1. evrede oluşur Erken sorunlar -
Aritmiler: Ventriküler aritmiler (polimofik ventriküler ekstrasistoller,
coupletler, R on T fenomeni, ventriküler taşikardi ve fibrilasyon) en sık
infarktüsün ilk 4 saatinde görülürler. Ventrikül fibrilasyonu olan olguların
derhal defibrile edilmeleri halinde prognostik bir kötüleşme olmaz. Ancak
hastane öncesi ölümlerin ve ilk 4 saat içindeki ani ölümlerin başta gelen
sebebi ventrikül fibrilasyonudur. Atriyal aritmiler (atriyal fibrilasyon,
flatter, SVT) akut Mİ seyrinde hastaların %10-20'sinde görülür. Önduvar
miyokart infarktüsünde, kalp yetmezliği gelişenlerde, atriyal infarktüsü
veya perikardiyal effüzyonu olanlarda daha sık ortaya çıkar. Ayrıca ileri
yaş, KOAH, elektrolit imbalansı, Ca-Mg eksiklikleri, hipoksi gibi
faktörlerde atriyal fibrilasyon riskini arttırır. Hastalarda atriyal
fibrilasyon gelişimi prognostik yönden olumsuz bir bulgudur. Bradiaritmiler:
(Sinüs bradikardileri, A-V bloklar) Hastaların %6-14'ünde A-V tam blok
görülür. Özellikle anterior miyokart infarktüslülerde A-V blok görülmesi
prognozun kötü olduğunu gösterir. Hastane içi mortalite bunlarda yüksektir.
-Kalp yetmezliği (Sol kalp yetmezliği): Akciğer stazı ve ödemi, kardiyojenik
şok (Kardiyojenik şokun mortalitesi %80-85'dir). Akut Mİ'de ventriküler
fibrilasyondan sonra ikinci sıklıkta görülen ölüm nedeni kalp yetmezliği ve
kardiyolojik şoktur. -Kalp yırtılması ve tamponad gelişimi - Akut olarak
ventriküler septumun delinlesi (Yeni üfürüm!+EKO) - Papiller adele rüptürü/akut
mitral yetmezliği (Yeni üfürüm! + EKO) Geç komplikasyonlar - Ventrikül
anevrizmaları (kalbin incelerek balonlaşması): Bunların başlıca tehlikeleri;
(yaşamsal organlara damarlar yolu ile pıhtı atması)emboli, kalp yetmezliği,
aritmi, rüptür ve tamponata yol açmaktır. - Arteryel ve akciğer embolileri -
Perikarditis epistenotica (Erken post Mİ perikarditilk birkaç gün içinde
görülür. Antikoagülasyon mutlaka kesilmelidir. Hemoperikardiyum tehlikesi!)
- Post miyokardiyal infarktüs sendromu (Dressler sendromu): Sıklıkla 1.hafta
ile 3. ay arasında hastaların yaklaşık olarak %3'ünde ortaya çıkar. Ateş +
lökositoz + ESR (eritrosit sedimentasyon hızı) yükselmesi ile birlikte geç
perikaridit/ pleurit tablosu izlenir. Otoimmün bir reaksiyondur. Diğer
Komplikasyonlar - Aritmiler - Kalp yetmezliği - Persistan angina Miyokart
infarktüsünün ayırıcı tanısı: - Angina pectoris: Dakikalar içinde geçer,
nitratlara cevap verir. - Özellikle inferor Mİ'larda ağrı infradifragmatik
olabildiği için akut batınla karışabilir. (Safra koliği, akut karaciğer
konjesyonu, ülser perforasyonu, akut pankreatit gibi hastalıklar
düşünülebilir) - Aort disseksiyonu: Toraksta gezinen keskin ağrı + iki kol
arasında farklı kan basıncı + aort yetmezliğine bağlı diastolik üfürüm +
röntgende çift aortik kenar (double kontur) + transösofagiyal
ekokardiyografiyle tanı konur. - Akciğer embolisi: Plevral ağrı (sıklıkla
infradiafragmatik yayılımlı) + dispne + takipne + taşikardi + kollapsa ait
bulgular ve hastaların %10-20'sinde senkop veya şok tablosu + EKG (sağ
ventrikül dilatasyonuna bağlı olarak; S1-Q3 veya S1-S2-S3, clockwise
rotasyon, inkomplet sağ dal bloğu, V5-6 ya dek derin S dalgaları, III'te ST
elevasyonu ile birlikte terminal T negatifleşmesi -arkaduvar Mİ'la
karışabilen-, V1-2-3'te T negatifliği, P pulmonale gibi EKG bulgularının
olması) + EKO + sağ kalp kateterizasyonu ile tanısı konur. Teşhis GÖĞÜS
AĞRISI+EKG +serum MARKERLARI ile tanı konur -Anamnez Ağrının şekli ve
başlama şekli ve zamanı, beslenme ile ilişkisinin olup olmaması, ilaç
almakla geçip geçmemesi -Klinik Ağrının seyri, yeri yayılımı -EKG -Troponin
T/I, enzim -EKO TEDAVİ Tedavideki amaç kalpteki hasarın yani iskemik
nekrozun önlenmesi, durdurulması veya geç gelen hastalarda hayatın
uzatılması ve komplikasyonların zamanında tedavi edilmesidir.
Kalbin yapısı nasıldır? Kanı pompalayan 4 ayrı odacıktan
oluşur. Üstteki odacıklara atriyum (kulakcık) alttakilere ise ventrikül
(karıncık) adı verilmiştir. Kulakcıkların karıncıklara bağlandığı yerde 2
adet kapakçık (mitral ve tricuspid kapakçıklar) vardır, karıncıkların ana
atardamarlara bağlandığı yerde de 2 adet özelleşmiş kapakçıklar (aort ve
pulmoner kapaklar) bulunmaktadır. Kapaklar … 1.Tricuspid kapak, sağ kulakçık
ve sağ karıncık arasında yeralır; 2. Pulmoner kapak, sağ karıncık ile
akciğer atardamarı arasındadır; 3. Mitral kapak, sol kulakçık ile sol
karıncık arasındadır; ve 4. Aort kapağı, sol karıncık ile aorta atardamarı (
kanı vücuda gönderen ana damar) arasındadır. Her kapakçık özelleşmiş bazı
yaprakçıklardan oluşmuştur. Mitral kapak 2 yaprakçıktan oluşmuştur diğer
kapaklar ise 3 er yaprakçıktan oluşmuşlardır. Bu kapakların hepsi normalde
kanın tek toned ilerlemesine müsaade ederler yani “check-valve” şeklinde
çalışırlar. Kapak boyunca kan kalp tarafından pompalandıktan sonar bir
miktar kan basınç farkından dolayı geri kaçmak isterken kapağa çarpar ve
kapağın kapanmasına yol açar. İşte normal bir kapak böyle çalışırken
yetmezliği bulunan kapak kanın kapaktan geri kaçmasına ve bir takım
rahatsızlıklara neden olur bu ileride anlatılacaktır.
Kalp Hastalıklarından Korunma Etkilenebilen veya
değiştirilebilen risk faktörleri - Dislipidemiler (LDL , HDL , Lipoprotein(a)
- Hipertansiyon - D.mellitus - Metabolik sendrom (obesite, insulin direnci,
hiperinsulinemi + buna bağlı rahatsızlıklar (HT/D.mellitus/dislipidemi gibi
) - Obesite - Hiperfibrinojenemi - Hiperhomosist(e)inemi - Tütün kullanımı -
Fiziksel aktivite azlığı - Stress - Tip A kişilik (Gururlu/kibirli, agresif)
Şimdilik!! Değiştirilemeyen risk faktörleri - Ailesel predispozisyon - Yaş
(erkeklerde >45, kadınlarda >55 veya menapoz) - Erkek olmak İki risk faktörü
birarada olduğu zaman infarktüs riski normal insanlara göre 4 kat, üç risk
faktörü birarada olduğunda ise 10 kat artmaktadır. İnfeksiyon Chlamydia
pneumoniae da son yıllarda (özellikle AIDS'li veya immun supresyon yapılan
hastalarda) etkilenebilir önemli bir risk faktörü olarak inandırıcı
kanıtlarla ortaya çıkmıştır. Ancak tanısında ve tedavisinde uygulanacak
yöntemler, şu anda yürütülmekte olan çalışmaların sonuçları ile
belirginleşecektir. HOMOSİSTEİN Plasma Homosistein düzeylerinin normalden
yüksek olduğu insanlarda erken ateroskleroz olduğu bilinmektedir. 1999
yılında AHA yüksek riskli olgularda, plasma Homosistein düzeyleri 10
mikrogram/ litrenin üzerinde ise tedavi başlanmasını tavsiye etmiştir.
Nedenleri Plasma Homosistein düzeyinin yükselmesine yol açan başlıca
nedenler; * kalıtım, malnutrisyon *folik asit eksikliği *malabsorpsiyon
sendromları, *hipotiroidi *ilaçlar (Nikotinik asit, Teofilin, Methotroxate,
Ldopa, safra asidi bağlayıcı resinler gibi). Tedavi ve profilakside yüksek
riskli olgular için, B-6, B-12 ve Folik asit preparatları ve bu
vitaminlerden zengin diet yararlı olabilir. Ayrıca, mide hastalıkları gibi
Folik asit/Homosistein metabolizmasının bozulabileceği durumların erken tanı
ve tedavisi önerilmektedir. Önerilen vitamin tedavisi: 0.4 mg/gün Folat, 2
mg/gün B-6, 6 mikrogram/gün B-12 kullanımıdır. A) Primer korunma - Sigara
kullanımının önlenmesi ve azaltılması - Sebze ve meyvelerden zengin, orta
derecede protein içeren, lipid profilini olumlu yönde etkileyecek, yeterli
kalsiyum ve mineral içeriğine sahip bir beslenme alışkanlığının
yerleştirilmesi - Şişmanlığın önlenmesi ve azaltılması (Bireyler, body mass
index (BMI)'leri 25 kg/m2'den büyükse uygun diyet ve düzenli fizik
aktiviteyle zayıflatılmalıdır.) - Her yaşta fizik aktivitenin arttırılması
ve spor yapılmasının desteklenmesi, ideal kiloya ulaşma ve HDL düzeyinin
artırılması yanında nörohumoral dengenin ve muskuloskletal sistemin
sağlığının korunması ve iyileştirilmesi içinde gereklidir. - Kan basıncı ve
lipid değerleri bireylere öğretilmelidir. Belli aralıklarla yapılacak sağlık
kontrollerinin önemi vurgulanmalı ve yapılmaları sağlanmalıdır. Bu yolla
ileri yaşlardaki diyabet, dislipidemi ve hipertansiyon olguları, erken,
asemptomatik ve amorbid dönemlerde yakalanarak tedavi edilebilecektir. -
Sosyopsikolojik etkenler olumlu yönde değiştirilmelidir. - Yüksek risk
altındaki kişiler belirlenerek yoğun tedavi altına alınmalı ve
aterosklerozun ortaya çıkaracağı hastalıklar önlenmelidir (Koroner kalp
hastalığı, periferik arter hastalığı, beyin damar hastalığı, aortik
ateroskleroz ve aterosklerotik valvuler kalp hastalıkları gibi hastalıklar
önlenmelidir). B- Sekonder korunma (EAS- Avrupa Ateroskleroz Derneği)
Koroner Arter Hastalığından korunma Kılavuzuna göre) Primer korunma
ilkelerinin yanı sıra aşağıdaki önerilerin uygulanması tavsiye edilmektedir.
- Sekonder profilakside hiperlipidemi tedavisi (TKD-1998 ve ACC/AHA 1999 MI
Tedavi Kılavuzlarına göre): - Klas I (Tartışmasız kabul edilen, uygulanması
faydalı ve etkili olan endikasyonlar) 2. basamak kolesterol ve satüre
yağlardan fakir diyet (200 mg/gün'den az kolesterol içeren ve toplam
kalorinin %7'sinden azını karşılayacak şekilde satüre yağ içeren diyet) 2.
basamak diyete rağmen LDL kolesterolü 125 mg/dl'ın üzerinde olan olgulara
ilaç tedavisi başlanması (HEDEF: LDL DEĞERİ 100 mg/dl'NİN ALTINDA OLMALI)
HDL değeri 35 mg/dl'den düşük olan normal kolesterol düzeylerine sahip
hastalarda nonfarmakolojik tedavinin (egzersiz gibi) başlatılması - Klas IIa
(Büyük bir çoğunlukla kabul edilen uygulanmasında yarar olabilecek
endikasyonlar) 2. basamak diyetine rağmen LDL kolesterol değerleri 100-130
mg/dl arasında kalmış olan hastalara ilaç tedavisinin başlatılması (TKD-1998
Kılavuzu'nda önerilmiştir) Kolesterol düzeyi normal ama HDL düzeyi 35 mg/dl'den
düşük olgularda nonfarmakolojik tedaviden yeterli sonuç alınamıyorsa Niacin
gibi ilaçlarla ilaç tedavisini başlatmak - Klas IIb (Yararı ve etkinliği tam
olarak kabul edilmemiş/kanıtlanmamış ama seçilmiş hastalarda yararı
olabileceği düşünülen tavsiyeler) HDL ve LDL düzeyleri göz önüne alınmadan
trigliserid düzeyi 200 mg/dl'den yüksekse Niacin veya Gemfibrozil gibi bir
ilaçla tedavi başlanması (Bu endikasyon 1996 ACC/AHA Kılavuzu'nda
Trigliserid düzeyi > 400 mg/dl olanlar için IIb kategorisinde tavsiye
edilmiştir. TKD 1998 Kılavuzu'nda da trigliserid düzeyi 400 mg/dl'nin
üzerindeyse Gemfibrozil veya Niacin başlanabileceği bildirilmiştir.) - Kan
basıncı: JNC-VI 1997 ve WHO/ISH-1999 Hipertansiyon Tedavi Kılavuzları'na
göre bütün aterosklerotik hastalarda , kan basıncının 130 mmHg sistolik ve
85 mmHg diastolik değerlerinin altında olmasının sağlanması tavsiye
edilmektedir. - Kan şekeri: Aterosklerotik hastalığı veya koroner arter
hastalığı olan hastalarda özellikle aile öyküleri de varsa, mutlaka oral
glukoz tolerans testi yapılarak glukoz tolerans bozukluğu (GTB)
araştırılmalıdır, çünkü tip 2 diyabetin öncül evresi olan GTB aterosklerotik
hastalık riskinde artışla yakın bir ilişki içindedir. Avrupa Uluslararası
Diyabet Federasyonu (E.I.D.F.) 1998 yılında tip 1 (insuline bağımlı) ve tip
2 (insuline bağlı olmayan) diyabetin takip kılavuzlarında tedavi hedefleri
olarak aşağıdaki tabloları yayınlamıştır. Diyabet Diyabetik hastalarda kan
şekerinin regülasyonunun yanı sıra diğer risk faktörlerinin de tedavisi son
derece önemlidir. Bazı hastalarda, özellikle yaşlılarda, ideal bir kan
şekeri kontrolunun sağlanması zor veya olanaksız olabilir. Bu nedenle, bu
hastalarda daha az katı hedeflerin saptanması yararlı olabilir. - Aspirin:
80-300 mg/gün, kontrendikasyon olmayan bütün hastalara önerilmelidir. -
Östrojen (Estrogen) tedavisi: 1996 ACC/AHA MI Tedavi Kılavuzu'nda (klas IIa
olarak) tavsiye edilmiştir. Ancak 1999'da sekonder korunma için miyokart
infarktüsü geçirmiş (de novo to) post menopozal kadın hastalara (estrogen +
progestin ile) hormon replasmanı tedavisinin yapılmaması (klas IIa olarak)
tavsiye edilmiştir. Buna karşın infarktüs geçirirken hormon replasmanı
tedavisi altında olan (estrogen + progestin kullanan) post menopozal
kadınlarda tedaviye devam edilebileceği, kesilmesine gerek olmadığı
bildirilmiştir (klas II a). - Antikoagülasyon: Kronik atriyal fibrilasyonu
olan, sol ventrikülde trombus gelişmiş olan, Aspirin alamayan infarktüs
geçirmiş hastalarda tavsiye edilmiştir. İnfarktüs sonrası yaygın duvar
hareket bozukluğu olan veya paroksismal atriyal fibrilasyon atakları görülen
hastalara da antikoagülan tedavi başlanmasının yararlı olabileceği tavsiye
edilmiştir. - Oluşan aterosklerotik hastalık veya komplikasyona yönelik
medikal veya invazif stratejilerin uygulanması. Kalp kanı nasıl pompalar?
Kalp kanı akciğerlere ve vücudun tümüne hayli organize bir dizi 4 odacık
kasılması sonucunda pompalayabilir Kalbin uygun şekilde çalışabilmesi için,
4 odacığın da organize bir şekilde atması lazımdır. Bu elektriksel bir uyarı
ile yönetilir. Elektrik bir sinyal odacık boyunca geçince odacık kasılır.
Kulakçıkların üzerinde en tepede bulunan SA düğüm denilen ve sadece elektrik
üretmek için özelleşmiş bir gurup hücre tarafından başlatılır. Ve sadece
elektrik iletmek için özelleşmiş bir kablo gibi davranan lifler tarafından
bu sinyal tüm kalbe yayılır. Bu elektrik kablosu liflerinin her yerinde
ileti hızı farklı düzenlenmiştir (bazı yerlerde elektrik sinyali daha yavaş
ilerler)