AĞRILAR Ağrılar aslında bir nimet olup vücudumuzda ortaya çıkan
rahatsızlıkları haber veren alarm sistemleridir. Sağlığımız yerinde iken, iç
organlarımızın çalıştığını farkedemeyiz. Beş duyumuzdan ve iç
organlarımızdan beyne bilgi götüren; beyinden gerekli emirleri getiren sinir
telleri vücudumuzun mükemmel bir şekilde çalışmasını ve böylece hayatımızı
devam ettirmemizi sağlarlar. Beynimize, vücudumuzun çeşitli yerlerinden
bilgi götüren sinir tellerinden bir kısmı, istihbaratçı gibi çalışarak
işlerin yolunda gidip gitmediğini haber verirler. Bu istihbarat birimlerine
"feed back" devreleri denmektedir. Feed back devrelerinden gelen istihbarat
bilgilerine göre, gerektiğinde, beyinden organlara çalışma tempolarını
normalde tutacak yeni emirler gönderilir. Mesela, vücut ısımız normalde
36,50 olması gerekirken dış tesirler sebebiyle yükselince feed back
devreleri derhal beyne haber verirler. Beyin aldığı bilgileri
değerlendirerek, vücut ısısını normale indirmek için ter bezlerini faaliyete
geçirir. Yine hücrelerdeki besin miktarının düştüğünü farzedelim. Bu durumda
kandaki şeker oranı da düşecektir. Feed back devreleri vasıtasıyla kandaki
şeker oranının düştüğünü haber alan beynimiz, adrenalin salgı bezlerini
faaliyete geçirir. Depo halindeki yedek şeker kana verilerek, kan şekeri
seviyesi normale çıkarılır. Hastalık sırasında, beyin düzeltemeyeceği bir
durumla karşılaşınca, hastalık mikroplarının veya başka sebeplerin zarar
vermeye başladığı bölgeye ağrı mesajları göndererek bizi uyarır. Biz de
ağrımızı dindirmek ve dolaysiyle hastalığımıza çare aramak için doktora
koşarız. BAŞ AĞRILARI Vücudun idare merkezi beyindir. Keza bizi hayvandan
ayıran "akıl nimeti" nin merkezi de beyindir. Dolayısıyla ister fiziksel
ister psikolojik olsun, her türlü rahatsızlığımızda en evvel etkilenecek
olan organımız beyindir, insanların en fazla şikayetçi oldukları ve
doktorların çare bulmakta zorluk çektikleri hastalığın "baş ağrısı" olması
da bundandır. Üzülürüz başımız ağrır, sinirleniriz başımız ağrır, üşütürüz
başımız ağrır, ateşli bir hastalığa yakalanırız başımız ağrır, kulağımız
iltihaplanır başımız ağrır, yoruluruz başımız ağrır ve hakeza... Kısacası
vücudumuz fizyolojik ve psikolojik tüm sistemleriyle dengede olmalı ki
başımız ağrımasın. Baş ağrısı ve ağrı insanlık tarihi kadar eski olan ve
tıbbın çözüm bulmaya çalıştığı konulardır. Baş ağrılarının yüzde 80-90
sebebi migren ve gerilim tipi ağrılardır. MİGREN Yarım baş ağrısı anlamına
geler. Çeşitli uyaranlarla (stres, yorgunluk, açlık, tokluk, gürültü, sigara
dumanı, bira ve şarap gibi alkollü içecekler, eski peynir, aşırı çikolata
yeme, konserve gıdalar, pastırma, sos vs) orta beyin bölgesindeki hassas
alıcı bölgeler tahrik edilir. Buradan salgılanan çeşitli kimyasal maddeler
ise damarlar çevresini etkileyip beyin yüzeysel damarlarda önce bir daralma
ve sonra bir genişlemeye sebep olarak dayanılması zor ağrının tetiğini
çeker. Migren başlıca iki tiptir: Klasik ve yaygın. Bunların dışında çok
nadir olarak oftalmoplejik, hemiplejik, retinal, basiler tipte olanlar da
vardır. Belirtileri * Baş ağrısı 4-72 saat sürer. * Fizik aktivite ile
artar. * Genellikle başın bir tarafında odaklanır. * Zonklayıcıdır. *
Bulantı, kusma, ışığa ve sese tahammülsüzlük olur. Ayrıca haberci belirtiler
olarak şunlar sayılabilir: * Yanıp sönen noktalar, ışık parıldamaları. *
Yüzde, kolda, el parmaklarında iğnelenmeler, * Yorgunluk, halsizlik,
bitkinlik. * Aşırı neşelenme, kendini enerjik hissetme. * Özellikle tatlı
gıdalara karşı iştah artışı. Bazı ilaçlar (kalp, tansiyon ve doğum kontrol
ilaçları) nöbete davetiye çıkarabilir. Özellikle hanımlarda muayyen günlere
yakın veya hamileliğin ilk üç ayında ağrılar artabilir. Ayrıca migrenin soya
çekimle de ilgisi vardır. Tedavi 1- Kriz anında kullanılan ilaçlar (aspirin
vs.) 2- Koruyucu (krizin gelmesini önleyici) tedbirler. Hastanın ağrı
korkusunu giderir. Ayda birkaç defa gelen krizlere karşı kullanılırlar.
Alternatif tedaviler (masaj, relaksasyon, akupunktur) yine uygulanan
usullerdir. GERiLİM BAŞ AĞRILARI Stres asrının insanoğluna yüklediği
rahatsızlıktır. Belirtileri: * Günlerce devam eder. * Başın bütününde ve
ense bölgelerinde barizleşir. * Fizik aktivite ağrıyı arttırmaz. * Günün
ilerleyen saatlerinde ağrı artar. * Ağrı sebebi ve günlük aktiviteler
bozulmaz. * Ağrı boyun ve sırta doğru yayılır. * Hastalar çökkün (depresif)
yüz ifadesine sahiptir. Tedavi Migrenden farklıdır. Kas gevşeticiler,
sıkıntı ve kaygı gideren ilaçlar daha yararlıdır
KABIZLIK Serbest yaşayan hayvanlarda görülmediği halde,
ehlileştirilen hayvanlarda sık görülür. Yine köy insanından çok şehirli
insanda görüldüğünden kabızlığın bir "medeniyet hastalığı" olduğu kabul
edilmektedir. Kalın bağırsağın son kısmında dışkı fazla bekletildiği zaman
içindeki su geriye emilmekte ve sertleşen dışkının atılması zorlaşmaktadır.
Dışkının bağırsaklarda fazla beklemesinin sebebi içindeki posa oranının
azlığındandır. Sebze, meyve ve taneli bitkileri az yiyen insanlarda kabızlık
daha sık görülmektedir. Masa başında oturan, fazla hareket etmeyen, sinirli
kimseler kabızlıktan en çok şikayet edenler arasındadır. Tedavi: * Mushil
(söktürücü) ilaç kullanmak çoğu kimseler için en pratik yol gibi görünse de
bu hiçbir zaman kabızlığı önleyici bir çare değildir. Kabızlığa sebep olan
etkenler ortadan kaldırılmadığı müddetçe, hastalık tekrar edecektir. Fazla
mushil kullanmak hem bağırsakları tahriş edecek; hem de tenbelleştirecektir.
Ne Yapmalı? * Kabızlığa yakalanmamak için kepekli undan yapılmış kara ekmek
yiyiniz. * Bakliyat türü, az yağlı yemekleri tercih ediniz. * Bol sebze ve
meyve yiyiniz. * Bağırsakların boşalmasını sağlamak için muayyen zamanlarda
tuvalete çıkma alışkanlığı kazanınız * Kabızlık sırasında söktürücü ilaçlar
yerine şeftali portakal ve çilek yeyiniz. Elma, armut ve erik gibi
meyvelerin ise kompostosunu içiniz. Sabahları sütle sulandırılmış bal
içildiği zaman da iyi netice verir.
KIZAMIK Belirtileri: Mikrop vücuda girdikten ancak on bir
gün sonra hastalık ortaya çıkar. * Hastalığın ilk günü vücut ateşi birden
bire yükselir; nezle ve öksürük başlar. Deride iltihaplanma görülür. Baş
ağrısı da vardır. * İkinci gün vücut ateşi düşer. Avurt içlerinde beyaz
lekeler ortaya çıkar. * Üçüncü gün ağız içinde ve boğazda kırmızı lekeler
oluşur. * Dördüncü gün vücut ateşi tekrar yükselir. Ateşle birlikte, kulak
arkasından başlamak üzere lekeler belirir. Bu lekeler, iki-üç gün içinde
bütün vücuda yayılır. * Kızamık lekelerini, diğer döküntü lekelerinden
ayıran özellikler şunlardır: -Açık kırmızı renktedirler. -Mercimek
büyüklüğündedirler. - Sınırları kesin olup kenarları yayvan değildir. -
Zamanla birkaç leke birleşerek daha büyük lekeler oluşturabilirler. *
Lekelerin vücuda yayılışı sırasında şiddetli öksürük, iştahsızlık,
halsizlik, lenf bezlerinde şişme görülür. * Gözlerde sulanma ve sümük
salgısında artış olur. * Yaklaşık beş gün sonra lekelerde ve hastalık
belirtilerinde gerileme başlar. * Beş günün sonunda lekelerin rengi açık
kahveye dönüşerek iki-üç hafta kadar varlıklarını sürdürürler. * Vücut
ateşinin düşmesi ile birlikte hastalığın bulaşma tehlikesi azalır.
DİKKAT;Hastalık sırasında vücut direnci iyice düşeceğinden, hastanın bakımı
ve istirahatı yeterince temin edilmediği takdirde beyin zarı iltihabı,
akciğer veremi, ortakulak iltihabı gibi ciddi hastalıklara sebebiyet
verebilmektedir. Ne Yapmalı? * 12. aydan itibaren çocuğunuza kızamık aşısı
yaptırınız. * Hastalık sırasında ortaya çıkması muhtemel diğer hastalıklara
karşı antibiyotik tedavisi uygulatınız. * Hastaya bol bol sıvı ve sulu
yiyecekler veriniz. * Öksürük, nezle ve baş ağrısı için gerektiğinde doktor
tarafından yazılmış ilaçlar verilebilir. * Hastalık göz iltihaplarına da yol
açabildiğinden, böyle bir durumla karşılaştığınızda, doktora haber vermekle
beraber, hastanın yatağını aşırı ışık almayacak bir yere taşıyınız. *
Kızamık, çocuk başka bir hastalık geçirdiği sırada ortaya çıkarsa; çok
tehlikeli neticeler doğabileceğinden, hastanın mutlaka doktor kontrolünde
bulunması icabeder. * Kızamık geçiren bir hasta, bilhassa ilk günlerde,
mutlaka diğer çocuklardan uzak tutulmalıdır. * Yetişkinlerde ve beslenme
bozukluğu olan çocuklarda bu hastalık oldukça ağır seyreder.
KIZIL Belirtileri: Daha çok kış aylarında salgınlar
halinde görülür. Dayanıklı ve en zor şartlar altında bile uzun müddet
yaşayabilen bir bakterinin marifetidir. Vücuda girdikten sonra, hastanın
direnci ile orantılı olarak, bir ila yedi gün içinde hastalık belirtileri
başlar. * Aniden yükselen ateşle kendisini belli eder. * Titreme, kuvvetli
baş ağrısı, kusma, halsizlik, yutma güçlüğü ve boğaz ağrısı en belli
özellikleridir. * Bademcikler şişer ve kızarır. * Boyun lenf bezleri şişer
ve bastırılınca acır. * Dilin üzeri beyaz bir tabaka ile kaplanır. *
Yukarıda saydığımız belirtilerin ortaya çıkmasından bir gün sonra bütün
vücutta küçük kırmızı lekeler ortaya çıkar. * Lekeler birbirlerine çok yakın
olup dışarıdan bakılınca vücut kırmızıya boyanmış hissini verir. * Lekeler
boyun ve göğüsten başlayarak yayılır. * Kızıl hastalığını diğer döküntülü
hastalıklardan ayıran en bariz alameti, burun, çene ve ağız kısmı hariç
olmak üzere yüzün kıpkırmızı görünmesidir. * Hastalığın ortaya çıkmasından
yaklaşık beş gün sonra dil üzerindeki beyaz tabaka kaybolur. Ancak hemen
arkasından bu sefer de çileği andıran kırmızı lekelerle kaplanır. Kızıl
hastalığının tipik bir belirtisi de budur. * Birinci haftanın sonunda ateş
düşer. Boyun lenf bezleri ile bademciklerdeki şişlik iner. * İkinci hafta
derinin üzeri pullanmaya başlar ve zamanla pullar kuruyarak dökülür. * El ve
ayak derisi üzerindeki pullanma tabakalar halinde olup bu da kızıl
hastalığına has bir durumdur. * Hastalığın çevreye yayılmaması için dökülen
pullar yakılmalıdır. Ne Yapmalı? * Hasta mutlaka doktora gösterilmelidir.
Zira kızıl hastalığının çok tehlikeli yan etkileri yani ilave hastalıkları
vardır. * Kızılın çabuk iyileşmesi ve ilave hastalıklar doğurmaması için
penisilin tedavisi tatbik edilmektedir. Penisilin tedavisi on gün sürer. *
Tedavi iyi netice verip hastalık belirtileri ortadan kalktıktan sonra, hasta
banyo edilir ve odası değiştirilir. Eski odası ve kullandığı eşyalar
dezenfekte edilir. * Hasta en az üç hafta müddetle yatak istirahatinde
bırakılır. DiKKAT: Bir doktor nezaretinde tedavi görmeyen kızıl hastaları
ölüme kadar varan ciddi hastalıklara yakalanabilirler. Bu tehlikeli
hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: * Ortakulak iltihabı * Böbrek iltihabı *
Kalp kasları iltihabı * Çene boşluğu iltihabı * Lenf bezleri iltihabı *
Damarlarda kan pıhtısı oluşması (tromboz). * Eklem yerlerinin iltihaplanması
KİREÇLENME Yaşlanma ile birlikte görülen, genellikle
kalça, diz ve omurga mafsallarında ortaya çıkan ağrılı sertliklerdir. Bu
sertliklerin sebebi, mafsal yüzeylerinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir.
Bilhassa kırk yaşın üzerinde, az hareket isteyen, statik işlerde çalışan
kimselerde görülen kireçlenme, namaz kılan ve hareketli işlerde çalışan
insanlarda seyrek rastlanır. Ne Yapmalı? * Yaşı kırkın üzerinde olan
kimseler hareketsiz işlerde çalışmamalı, sık sık yürüyüşe çıkmalıdır. *
Namaz, hemen hemen, bütün mafsalları çalıştıran ideal bir egzersiz
olduğundan ve ayrıca ibadet ihtiyacını karşıladığından fizik ve ruh sağlığı
yönünden tavsiye edilmektedir. * Yağlı, şekerli, tuzlu ve unlu yiyecekler
azaltılmalı, sebze yemeklerine ağırlık verilmelidir.
KUDUZ Özellikle köpek, kedi, kurt, tilki ve yarasa gibi
memeli hayvanlarda görülen bir hastalıktır. İnsana da bu kuduzlu hayvanların
ısırması ile geçer. Dişlerin açtığı yaraya, kuduz virüsü taşıyan hayvan
salyası bulaşır. Virüsler yaradan içeri girdikten sonra sinirler yoluyla
merkez sinir sistemine (beyne) ulaşır; tahribatını yaparak sonu ölüm olan
genel felçlere sebebiyet verirler. Belirtileri: * Hayvan ısırdıktan ancak
bir ila altı ay sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu müddet
değişikliği, vücudun direnci ve ısırılan yerin beyne olan uzaklığı ile
orantılıdır. * İlk belirtileri karamsarlık ve huysuzluktur. * Sonra, boğazda
başlayan ağrılı kasılmalardan dolayı, hasta su içemez. Bunu beceremediğinden
huysuzlaşır. Halk arasında bu durum "su korkusu" tabiri ile açıklanır. *
Yutkunma güçlüğünü ağrılı kas spazmları izler. Hastada şuursuz tepkiler ve
ihtilaçlar (delilik halleri) belirir. * Nihayet, birkaç gün içinde, adale
kasılmaları genel felç haline dönüşür ve sonuç ölümdür. Ne Yapmalı? * Bir
hayvan tarafından ısırıldığınız zaman, her halükarda, kuduz olabileceğini
düşünmelisiniz. NOT: Hayvanda kızgınlık ve azgınlık alametleri varsa; köpek
ise havlarken, kedi ise miyavlarken alışılmışın dışında sesler çıkarıyorsa;
hele ağzında bol salya varsa onu mutlaka yakalayıp belediye tabibine veya
bir hastahaneye götürünüz. Yakalamaya çalışırken -tekrar ısırılmamak için-
dikkatli hareket ediniz. * Isırılan yeri bol sabunlu su ile yıkayınız. *
Yakaladığınız hayvanı ilgili sağlık kuruluşuna (belediye tabibi veya
hastahane) götürüp "kuduz testi" yaptırınız. Görevliye, ısırıldığınızı
söyleyiniz ve gerektiğinde aranmak üzere adresinizi ve telefon numaranızı
veriniz. Veya neticeyi almak üzere randevu isteyiniz. * Testler kuduzu
doğruladığı takdirde ısırık yeri cerrahi usullerle temizlenir ve kuduz
serumu zerkedilir. Arkasından vücuda aktif bağışıklık kazandırmak için ölü
kuduz virüsü aşılanır. Aşılama usulleri değişik olmakla beraber, hepsinin de
gayesi hastada kuluçka devresi sona ermeden bağışıklık oluşturmaktır.
MİDE ÜLSERİ Ülser de günümüzde sık rastlanan bir
hastalıktır. Onikiparmak bağırsağında (duodenum) görülen ülser, mide
ülserinden daha fazladır. İkisinin de sebebi tam bilinmemekle beraber;
yaşadığı ortama uyum sağlayamayan hassas kimselerde, işi aşırı yorgunluk
verenlerde, alkol tüketenlerde, aspirin ve benzeri ağrı kesici ilaçları
fazla kullananlarda ülsere sık rastlandığı da bir gerçektir. Belirtileri: *
Ağrı hemen yemeklerden sonra görülür ve hasta aç olduğu zaman kendisini daha
iyi hissederse "mide ülseri"nden şüphe edilmelidir. * Eğer ağrı yemeklerden
belirli bir zaman sonra ve aç iken de hissedilir ise; bu durumda "onikiparmak
bağırsağı ülseri" mevzu bahistir. Aç karnına ağrı geldiği zaman birşeyler
yeyince geçer. Sabah aç karnına iken ağrı duyulmaz. Ne Yapmalı? * İlaç
tedavisinin yanısıra diyet uygulanır. * Alkol ve sigara kesinlikle
terkedilmeli; sinir gerginliği yapan hadiselerden uzak durmalıdır.
ROMATİZMA Bilhassa soğuk ve rutebetli havalarda ortaya
çıkan, oynar eklemlerde ve kemiklerde kendisini gösteren ağrılardan şikayet
ederiz. Yaşlı insanlarda bu tür şikayetlere daha sık rastlanır. Ancak,
bahsini ettiğimiz bu ağrılı şikayetler sadece eklemler için mevzu-bahis
değildir. Yani "romatizma" denince, mafsal ve kemik ağrılarından başka
rahatsızlıklar da ifade edilmektedir. Kas romatizması, kalp romatizması, göz
romatizması sayabileceğimiz rahatsızlıklardır. Romatizmanın en çok rastlanan
şekillerini şöyle sıralayabiliriz: Ateşli Romatizma: Streptokok grubu
mikropların sebep olduğu ani ve sinsi alevlenmelerle kendisini belli eden;
eklemleri, kalbi, sinir sistemini ve böbrekleri tutan bir hastalıktır, iki
yaşmdan önce görülemez. En sık 6-9 yaşları arasındaki çocuklarda görülür.
Rutebetli ve soğuk bölgelerde, sosyo-ekonomik durumu düşük muhitlerde daha
fazla rastlanır. Üst solunum yollarında meydana gelen enfeksiyonlar da
ateşli romatizmaya zemin hazırlar. Belirtileri: * Romatizmal ateş ortaya
çıkmadan iki üç hafta önce, genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu
görülür. * Kalp iltihabı, yüzde altmış vakalarda ilk üç haftada kendisini
belli eder. Kalp kapakçıklarında daralma ve yetmezliğe yol açtığı gibi;
kalbin dışını kaplayan perikard zarını da etkileyebilir. Bu durumda aşırı
hareketlerde nefes darlığı olur. Parmak uçlarında ve dudaklarda morarma
görülür. * Eklemlerde ağrı ve şişlik hemen ortaya çıkmaz. Önce boğaz ağrısı,
bademciklerde iltihaplanma veya nezle görülür. Bu belirtilerden sonra, hasta
kendisini iyi hissettiği ve hastalığı atlattığını sandığı bir sırada yeniden
bir alevlenme olur. Vücut ateşi 39-40 dereceye çıkar. Nabız hızlanır ve en
fazla çalışan eklemlerde şişlik ağrı ve kızarıklık başgösterir. Ağrı
karşılıklı, simetrik eklemlerde aynı anda hissedilir. * Vakaların yüzde
yirmisinde gayri iradi hareketler görülür. Bunun sebebi, romatizmanın beyin
zarı üzerinde etkili olmasıdır. Sebepsiz gülme, elindekini düşürme,
sakarlık, yazıda çirkinleşme, ani refleksler sayabileceğimiz davranışlardır.
* Ateşli romatizma olaylarının hemen hemen yarısında kol ve bacak derisinde
harita görünüşünde, pembe renkli kabarıklıklar ortaya çıkar. Kabarık yerdeki
deride döküntüler olur. * Ateşin ilk haftasında eklemlerin dış yüzlerinde,
cilt altında mercimek büyüklüğünde, dokununca hissedilen yumrular
başgösterir. * Ateş, genellikle öğle sonları yükselerek, 39-40 dereceye
çıkar; el ayasında ve tabanlarda bol terleme yapar. Tedavi: Tedavinin
başlatılabilmesi için, belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklanmadığı
iyice tesbit edilmelidir. Zira romatizma ile birlikte böbrek iltihabı ve
bağırsak bozuklukları da görülebildiğinden yanlış teşhiste bulunma ihtimali
vardır. Ateşli romatizma, beraberinde birçok organ rahatsızlıkları getirdiği
için; tedavi çok yönlü olarak yürütülmeli: öncelikle bu organların zarar
görmesinin önüne geçilmelidir. Bilahare ağrıyı hafifletici ilaçlar
verilmeli, hastanın iyi beslenmesi ve istirahatı sağlanmalıdır. Soğuk ve
rutubetli ortamdan kesinlikle kaçmalı, kuru ve ılık bir odada hastayı
yatırmalıdır. Vücuttaki zararlı metobolizma artıklarının çıkarılmasını
kolaylaştırmak için bol sulu yiyecekler verilmeli; aynı zamanda enfeksiyona
sebep olan mikroplarla savaş için antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır.
Penisiline alerjisi olan hastalar için streptokoklara karşı etkili başka
antibiyotikler denenmelidir. Romatizmada, kalp bozukluğu dışındaki bütün
ağrılar için aspirin kullanılmaktadır. İhtiyarlık Romatizması: Halk arasında
"Kireçlenme" tabir edilen yaşlılık romatizmasında, öncelikle eklemlerde ve
eklemlere yakın kemiklerde şekil bozuklukları mevzubahistir. Bilhassa diz
eklemlerinde yürümeyi zorlaştırıcı sertleşmelerden ve ağrılardan şikayet
edilir. Hareket, sırasında eklemlerden "çıtırtı" sesleri dikkati çeker. Ağrı
kesici ilaçlarla hastanın acıları dindirilmeli; bilahare fizik tedavisi ve
kaplıcalar denenmelidir. Romatoit Artrit: Daha çok 20-45 yaş arası
kadınlarda görülen bir romatizma şeklidir. Genellikle el ve ayaklardaki
küçük eklemleri sarar. Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasındaki eklem de
bundan etkilenebilir. Eklemlerde ağrı, şişme ve hareket zorluğu ile
kendisini belli eder. Bilhassa sabahları eklemlerde rahatsızlık verici bir
sertlik mevzubahistir. Hastalığın ilerlemesi halinde, ağrı büyük eklemlere
de geçerek bunları hareket ettiren kasları etkisi altına alır. "Sabah
sertliği" başladığı zaman, hasta elinde çay bardağını tutamaz; düşürür.
Parmaklarını açmakta ve hareket ettirmekte zorluk çeker. Hastalığın aktif
süresi boyunca yüksek olmayan bir ateş vardır. Zamanla eklem çevresindeki
dokular şişer, şekil bozuklukları ortaya çıkar. Romatizmanın başlangıç
döneminde aspirin, fenilbutazon gibi ilaçların ve altın zerklerinin faydalı
olduğu bilinmektedir. Bunda da fizik tedavinin ve kaplıca kürlerinin etkisi
büyük olmakta; çoğu zaman iyi neticeler vermektedir. * Çocuklarda ortaya
çıkan boğaz ve ağız enfeksiyonlarıyla vakit geçirmeden mücadele edilmeli;
tedavisi sağlanmalıdır. Diş aspeleri, bademcik iltihapları, farenjit
bunların başında gelmektedir. * Soğuk ve rutubetli havada fazla kalmamalı;
ıslak elbise ile, yalın ayak dolaşmamalıdır. Bu cümleden olarak; kışın
kazak, yün çorap, atkı ve başlıksız dışarı çıkmamalıdır. * Sağlık şartları
yönüyle elverişsiz ortamlarda çalışmamalı; yorucu, yıpratıcı eğlencelerden,
alkol ve sigaradan uzak durmalıdır. * İstirahate yetecek kadar uyumalı,
vitamin ve protein ihtiva eden sebzeleri ve gıdaları sofradan eksik
etmemelidir. * Nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi mevsim hastalıklarını
hafife almamalı; hastalık geçinceye kadar istirahat etmeli ve iyi
beslenmelidir. ROMATİZMALAR 1- İltibabî Romatizma (Artrit): Ateş,
mafsallarda ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket güçlüğü, halsizlik,
iştahsızlık şeklinde kendisini belli eder. Kalbi ve sinir sistemini
etkileyen, çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bir hastalıktır. Ateşli ve
sükunetli devreleri vardır. Ateşli devrede kaplıca tedavisi yerine yatakta
istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi müsbet netice verip
hasta ateşli devreyi atlattıktan sonra kaplıca destekleyici bir tedavi
olarak tavsiye edilebilir. Bu durumda kaplıcanın şu faydaları görülecektir:
* Mafsallarda arta kalan ağrılar azalır. * Ateş ve nabız normale döner. *
Halsizlik ve iştahsızlık sona erer; hasta kendisin! daha zinde hisseder. *
Kansızlık ve kanda görülen romatizmal bulgular ortadan kalkar. * Yeni
nöbetlerin gelmesi engellenmiş olur. 2- Yaşlılık Romatizması (Osteoartrit):
Genellikle elli yaşın üzerindeki erkeklerde görülür. Geçmişte hastalanmış
veya kaza geçirmiş eklemleri tutar. Eklemler şişer ve hareket sırasında çok
ağrı verir. Parmak kemiklerinin uç eklemlerine yakın yerlerde kemik büyümesi
görülebilir. Ağırlık taşıyan eklemler, hareket sırasında gıcırtılı bir ses
çıkarır. Hastalık ilerlemiş ise; istirahat, fizikoterapi ve ortopedik
müdahaleden sonra ancak kaplıca tedavisi uygulanabilir. 3- Başka Bir
Hastalık Sonrasında Ortaya Çıkan Romatizma (Romatoit Artrit): Umumiyetle
yirmi-kırk yaş arası kadınlarda görülür. Sebebi tam bilinmemekle beraber,
iltihabı bir kadın hastalığından sonra ortaya çıktığı için; bir çeşit
bağışıklık reaksiyonu olduğu sanılmaktadır. El ve ayakların ufak
eklemlerinde, altçene kemiğinin kafatasına birleştiği yerde, köprücük ve
göğüs kemiği eklemlerinde ağrı ile birlikte şişlikler görülür. Hastalığın
ilerlemesini beklemeden bir doktora müracaat edilirse, kaplıca tedavisi çok
iyi neticeler verecektir. 4- Doku Harabiyeti ile Neticelenen Romatizmalar (Fibrozit):
Mafsal ağrıları ve tutuklukları ile birlikte; erkeklerde damar sertliği,
kadınlarda şişmanlama eğilimi görülür. Eklem yerlerindeki bağ doku
iltihaplanma sonucu yıkıma uğrar ve tutukluklara sebep olur. İlerlemesi
halinde hastada iştahsızlık, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları görülür.
Zaman zaman vücut ateşinde yükselmeler olur. Kaplıca tedavisinin iyi
neticeler verdiği gözlenmiştir. 5- Ameliyat Sonrası Ortaya Çıkan Eklem
Tutuklukları: Çeşitli iş kazaları sırasında, hareket sistemlerinde meydana
gelen kırık, çıkık ve ezilmelerin bazan ameliyatla tedavisi gerekmektedir.
Ameliyat sonrasında cerrahi müdahale gören eklem yerlerinde ağrılar ortaya
çıkabilir. Bu ağrılar için de kaplıca tedavisi çok iyi neticeler
vermektedir. Romatizmaya Yakalanmamak için: Romatizmanın hemen hemen her
çeşidinin tedavisi zor hastalıklardan olduğu kabul edilmiştir. Bunun için,
hastalıkla mücadeleden ziyade; koruyucu tedbirler daha önemlidir. DİKKAT:
Kemik tümörü olduğu teşhis edilen hastalar kesinlikle kaplıcaya gidemezler.
Ayrıca, romatizma ile ilgisi olmayan, mikrobik kemik ve mafsal
hastalıklarında da kaplıca tedavisi uygulanmamalıdır.
SARILIK Ölmüş alyuvarlarda hemoglobinin yıkıma uğraması
sonucu içindeki boya maddesi olan "bilirübin" açığa çıkar. Açığa çıkan
bilirübin vücuttan dışarı atılamadığı taktirde deri ve doku aralarında
birikerek "sarılık" dediğimiz hastalığa yol açar. Üç tip yaygın sarılık
vardır: Hemolitik, obstrüktif ve hepatik sarılık. Hemolitik Sarılık:
Alyuvarların yıkımı sonucu ortaya çıkan "bilirübin" tümüyle karaciğer
tarafından bağırsaklara atılamaz ise; fazla bilirübin kana karışarak deri ve
dokularda birikme yapar. Belirtileri: * Dışkının rengi koyu; fakat idrarın
rengi normaldir. * Deri ve dokuların rengi sararır. Obstrüktif Sarılık:
Safra yollarının, safra taşı, tümör v.b. gibi sebeplerle tıkanması sonucu
safra bağırsağa atılacağı yerde kan dolaşımına karışır. Belirtileri: *
Dışkının rengi, kil rengine yakın bir sarılıktadır. * İdrarın rengi koyudur.
* Deri ve dokuların rengi sarıdır. Hepatik Sarılık: Bu sarılıkta, hasta
bölge doğrudan karaciğerin kendisidir. Karaciğer hücrelerinin herhangi bir
sebeple hastalanıp şişmesi sonucu küçük safra kanalları tıkanır. Sarı humma
hastalığında, zehirlenmelerde (bilhassa fosfor, kloroform, karbon
tetraklörür zehirlenmelerinde) karaciğer hücreleri yıkıma uğrayarak
içerisindeki bilirübin maddeleri kana karışır. Belirtileri: * İştahsızlık,
bulantı ve kusma. * Karaciğer bölgesinde ağrı ve gerginlik hissi. * Yüksek
ateş, baş ve eklemlerde ağrı. * Seyrek olarak deride döküntü. Bulaşıcı
Sarılık: İki değişik cinsteki virüsler tarafından sebep olunan sarılık
vakaları bulaşıcı olup diğer normal sarılık hastalıklarından ayrılırlar.
Hasta kimselerin dışkısıyla bulaşmış sebze, meyve ve yiyeceklerle sağlam
insanlara geçen sarılık virüsleri, bir hafta içinde kana karışarak sarılık
hastalığını ortaya çıkarır. İkinci sarılık virüsü ise kan nakli, aşı, diş
çekimi, kan verme, dövme yaptırma ve hatta cinsel ilişki ile sağlam insana
geçer. Vücuda girdikten sonra sinsi ve uzun süren bir gelişme dönemi
geçirirler. "Serum hepatiti virüsü" adı verilen bu mikro-organizmalar,
vücutta iki ila beş ay gibi uzun bir dönemi sessiz geçirdikten sonra
tahribatını yapmaya başlarlar. Tedavi: * Sarılığa sebep olan etken
keşfedilerek bunun ortadan kaldırılması hedef alınır. * Tedavi sırasında
yatak istirahati ve diyet ön planda tutulur. Alkol, baharlı ve yağlı
yiyecekler yasaklanır.
TÜMÖR ve KANSER Kanser, bir tümör hastalığıdır; kalp ve
dolaşım bozukluklarından sonra öldürücü nitelikteki hastalakların ikinci
sırasında yer alır. Tümör hastalıklarının giderek yaygınlaşması, hastalığın
ilk belirtilerini konusunda bilgilenmeyi gerektirir. Çünkü, ancak ilk
belirtilerin zamanında farkedilebilmesiyle gerekli ve etkili tedbirler
alınabilmektedir, Tümörler selim ve habis olarak ikiye aynlır Zararsız, yani
selim tümörler yapı ve sıralanışlarına göre ana dokuya çok benzerler.
Gelişimleri yavaştır ve belirli bir büyüklüğü ulaştıklarında gelişimleri
durur. Boynuzsu tabakaya benzer bir kapsül, selim tümörleri çevreler.
Çevredeki sağlam dokular yanlara doğru itilirler, ama bundan başka bir
değişme görülmez. Eğer çevre dokuları genişleyecek yer bulamazsa (mesala
kafatası içi) bu tümörler de öldürücü olabilirler. Yağ dokusu tümörleri
(lipom), kas müköz zarından türeyip büyüyen oluşumlar (polip) ve damarlarda
oluşan tümörler (anjiyom) selim tümörler sınıfına girerler. Habis tümörleri
gelişmemiş hücreler oluştururlar ve hızla çevredeki sağlam dokulara doğru
yayılırlar. Habis tümörler şu vasıfları gösterirler: - Durmadan gelişir.
Komşu dokulara yayılır. - Çevre dokuları yıkar. - Yavru tümörler oluşturur.
Lenf ve kan damarları yoluyla ikincil odaklar yaparlar. Buralarda da
büyümelerini sürdürürler. Habis tümörler yayılarak hayati önem taşıyan vücut
fonksiyonlarının önlenmesine ve önemli organların yıkımına yol açarak ölüme
sebep olurlar. Epitel dokuda oluşan habis tümörler kanser adını alırlar.
Kanserin Teşekkül Sebepleri: Bu konuda söylenenlerin çoğunluğu yalnızca
ihtimallerdir. Ancak bazı kanser cinslerinin, özellikle meslekle ilgili
kanserlerin teşekkül sebeplerini tespit etmek mümkündür. Kati olan tek şey,
kanserin oluşumunda birçok faktörün rol oynadığıdır. KANSERİN UYARICI
İŞARETLERİ Amerikan Kanser Derneği'ne göre eğer bu yedi uyarıcı işaretlerden
birine sahipseniz, hemen doktorunuza danışın. * Büyük abdeste veya küçük
abdeste çıkma alışkanlıklannda değişiklik. * İyişlemeyen yaralar. *
Alışılmasın dışında kanama ve akıntılar. * Göğüste veya vücudun Herhangi bir
başka yerinde sertleşme veya kitle. * Hazımsızlık veya yutma güçlüğü. *
Herhangi bir siğil veya bende belirgin bir değişme. * Rahatsız edici öksürük
veya ses kısıklığı. Kansere sebep olabilecek çevre etkileri üç grupta
toplanabilir 1. Kimyasal Faktörler: Katran, pas, zift, mineral yağlar,
anilin ve türevleri, parafin, benzol ve bileşikleri sayılabilir. Büyük
şehirlerde görülen çok miktardaki akciğer kanserlerinde, sigara dumanı ile
alınan tütün zifti veya içinde ziftli maddeler bulunan havanın solunması
sebep olarak gösterilmektedir. Hava kirliliğinin mesul etkenleri asfaltlar,
kömür dumanları, egzoz gazlarıdır. 2. Fiziksel Faktörler: Görünmeyen ışınlar
(röntgen ve radyum) sayılabilir. 3. Mikroorganizmalar: Virusların kanser
yapabileceği iddiası ispatlanmamıştır. Kanser Belirtileri: Kanamalar (tükrükte,
balgamda, dışkıda, idrarda ve rahimde), organizma bozukluğu (yutma güçlüğü,
kusma, ishal, idrar zoru ve deri üzerindeki benlerin gelişim göstermeleri),
bazı organlardaki sert oluşumlardır. Bu belirtiler ortaya çıktığında hemen
bir doktora başvurmalı ve gereken kontroller yapılmalıdır. Günümüzde kesin
teşhis ve tedavi imkanları oldukça arttığından, erken tanınan birçok vak'a
şifa bulabilmektedir. İsanlarda en çok görülen kanser türleri; erkeklerde
akciğer, mide ve barsak, kadınlarda meme ve rahim kanserleridir. Kanser her
yaşta görülebilirse de en çok 40 yaşın üzerînde rastlanmaktadır. Kanser
Tedavisi: Habis tümörlerin ameliyatla çıkartılması ve ışınlama tedavisi
bugün için uygulanan en geçerli metodlardır. Yemek borusu, mide, barsak,
safra kesesi, böbrek bronşlar ve akciğer kanserlerinde ameliyat daha sık
uygulanır. Buna karşılık deri, dudak, gırtlak, idrar yolları, penis, dişi
üreme organlarında görülen kanserlerde ışınlama tedavisiyle müsbet neticeler
sağlanmaktadır. Ancak, tümörün yayılması halinde kanserli organın mutlaka
ameliyatla çıkarılması gerekir. Kanserden korunma yolları: Kanserden
korunabilmek için, şüpheli durumlarda hiç çekinmeden doktora muayene olmak
ve sağlıklı bir hayat sürdürmek gereklidir. Kanser ne kadar erken teşhis
edilirse, kurtulma şansı da o kadar artar. * Meslek kanserlerini önlemek
için iş sağlığına dikkat etmek şarttır. * Suni maddelerin katıldığı konserve
yiyecekler kullanılmalıdır. * Sigara içenlerde genellikle dudak, dil,
gırtlak, yemek borusu ve mide kanseri görülebilmektedir. * Alkol ve çok
sıcak yiyecek-içecekler de devamlı alındıkları takdirde, mide kanserlerinin
sebebi olabilmektedir. * Aşırı beslenmeden kaçınmalıdır. Çünkü şişmanların
kansere yakalanma ihtimalleri daha fazladır. * Yiyecekler, yararlı
maddelerine zarar verilmemesi için fazla ısıltılmamalıdır. * Pişmiş
yemeklerden önce çiğ sebze veya meyve yenmelidir. * Beyaz ekmek yerine
kepeklisi tercih edilmelidir. * Hayvanî yağlar yerine nebati yağlar
yeğlenmelidir. Ayrıca yoğurt, ayran ve soya esaslı besin maddelerine önem
vermelidir. * Açık hava, güneş, su ve hareketlilik metobolizmayı olumlu
yönden etkiler. Sıcak su banyoları hayat fonksiyonlarını arttırıcı bir
araçtır. * Ölçülü yapılacak egzersiz kan dolaşımım, solunumu düzenler ve
metabolizmayı canlandırır. * Hormon salgısının düzenlenmesi için sessizlik
ve istirahat şarttır. Şehir yaşantısının sebep olduğu kronik yorgunluklar en
önemli problemlerden biridir. * Sağlıklı hayat için yeterli ve düzenli uyku,
gezi ve gerginliklerin giderilmesi önemlidir. * Müslüman ülkelerdeki
kadınlarda rahim kanseri, diğer memleketlere göre daha az görülür. Bunun
sebebi, müslüman erkeklerin sünnetli oluşudur. Yine çocuğunu emzirmeyen
kadınlarda meme kanseri, emzirenlere oranla çok daha fazla görülmektedir. *
Güneş ışığına aşırı ve devamlı maruz kalma da cilt kanserinin başlıca
sebebidir. HEMOROİD (BASUR) Kalın bağırsağın anüse yakın yerinde meydana
gelen şişliğe denir. İç ve dış hemoroid olmak üzere iki şekli vardır. Aşırı
şişman kimselerde, kabızlık sırasında fazla ıkınmalarda, fazla mushil
(söktürücü) kullanmaktan, hamilelikte, kalın bağırsağın anüsten önce gelen
bölümünde tümör bulunması halinde hemoroid vakalarına sık rastlanır.
Belirtileri: * Birçok durumlarda hemoroid anüs dışına taşar ve ancak elle
içeri itilebilir. * Dışkılama sırasında kanama görülür. * Anüs çevresi
kaşınır. * Hemoroidin iltihaplanması halinde ağrı yapar. Ne Yapmalı? * Hafif
vakalarda kaşıntı giderici ve yumuşatıcı merhemler verilir. * Doktor uygun
gördüğü takdirde hemoroid içerisine büzücü bir ilaç injekte edebilir. *
İleri vakalarda kesin tedavi ameliyattır. * Dışkılama sonunda anüs çevresi
çok temiz olarak yıkanmalı; ağrılı durumlarda soğuk kompres uygulanmalıdır.