iLkyerim.Com
 
iLklerin Adresi

 

 
  Menü

Ana Sayfa
Sohbet
Aşk ve Sevgi
Astroloji
Biyografiler
Burçlar
Cinsellik
Rüya Tabirleri
İddaa
Sağlıklı Yaşam
Kadınca
Gezi ve Tatil Rehberi
Cep Temalar
Müzik Haberleri
Hikayeler
Erkeklere Özel
Bayanlara Özel
Tatil
Msn Messenger
Bilmeceler
İlginç Bilgiler
Komik Yazılar
Komik Resimler
Hazır Mesajlar
Gazeteler
Şiirler
Fıkralar
Radyolar
Sinema
Yemek Tarifleri
İtiraf
Oyunlar
Videolar
Hava Durumu
Programlar
İlahiler
Animasyonlar
Resimli Şiirler

  Bilim
Bilim Tarihi
Düşündüren Sorular
İnsan Vücudu
Bilime Yön Verenler
Hayvan Dünyası
Bitki Dünyası
Mizah Nükte
Takdim
Küresel Isınma
  Karışık Turşu
  Magazin Haberleri
  Spor Haberleri
  Sinema Haberleri
  Müzik Haberleri
  Saglik Haberleri
  Diziler
  Tatil Rehberi
  Teknoloji Haberleri
  Biyografiler
Sanatçı Biyografileri
Spor Biyografileri
Siyasi Biyografileri
İş Adamı Biyografileri
  Hazır Mesajlar

Hazır Mesajlar
Anneler Günü Mesajları
Babalar Günü Mesajları
Sevgililer Günü Mesajları
Özlem Mesajları
Bayram Mesajları
Sevgi Mesajları
Güzel Sözler
  Önemli Linkler

Üniversiteler
Tc Kimlik No
Vergi Numarası
Sayısal Loto Sonuçları
2006 Öss Sonuçları
2007 Öss Sonuçları
 
 

 

 

Seviyeli Sohbet ve Yeni Arkadaşlıklar Kurmak İçin Lütfen Rumuz Yazıp Girişe Tıklayın.

Rumuz  :       Şifreniz (Yoksa Boş Bırakın)   

Sağlık
SAĞLIK

  AĞRILAR Ağrılar aslında bir nimet olup vücudumuzda ortaya çıkan rahatsızlıkları haber veren alarm sistemleridir. Sağlığımız yerinde iken, iç organlarımızın çalıştığını farkedemeyiz. Beş duyumuzdan ve iç organlarımızdan beyne bilgi götüren; beyinden gerekli emirleri getiren sinir telleri vücudumuzun mükemmel bir şekilde çalışmasını ve böylece hayatımızı devam ettirmemizi sağlarlar. Beynimize, vücudumuzun çeşitli yerlerinden bilgi götüren sinir tellerinden bir kısmı, istihbaratçı gibi çalışarak işlerin yolunda gidip gitmediğini haber verirler. Bu istihbarat birimlerine "feed back" devreleri denmektedir. Feed back devrelerinden gelen istihbarat bilgilerine göre, gerektiğinde, beyinden organlara çalışma tempolarını normalde tutacak yeni emirler gönderilir. Mesela, vücut ısımız normalde 36,50 olması gerekirken dış tesirler sebebiyle yükselince feed back devreleri derhal beyne haber verirler. Beyin aldığı bilgileri değerlendirerek, vücut ısısını normale indirmek için ter bezlerini faaliyete geçirir. Yine hücrelerdeki besin miktarının düştüğünü farzedelim. Bu durumda kandaki şeker oranı da düşecektir. Feed back devreleri vasıtasıyla kandaki şeker oranının düştüğünü haber alan beynimiz, adrenalin salgı bezlerini faaliyete geçirir. Depo halindeki yedek şeker kana verilerek, kan şekeri seviyesi normale çıkarılır. Hastalık sırasında, beyin düzeltemeyeceği bir durumla karşılaşınca, hastalık mikroplarının veya başka sebeplerin zarar vermeye başladığı bölgeye ağrı mesajları göndererek bizi uyarır. Biz de ağrımızı dindirmek ve dolaysiyle hastalığımıza çare aramak için doktora koşarız. BAŞ AĞRILARI Vücudun idare merkezi beyindir. Keza bizi hayvandan ayıran "akıl nimeti" nin merkezi de beyindir. Dolayısıyla ister fiziksel ister psikolojik olsun, her türlü rahatsızlığımızda en evvel etkilenecek olan organımız beyindir, insanların en fazla şikayetçi oldukları ve doktorların çare bulmakta zorluk çektikleri hastalığın "baş ağrısı" olması da bundandır. Üzülürüz başımız ağrır, sinirleniriz başımız ağrır, üşütürüz başımız ağrır, ateşli bir hastalığa yakalanırız başımız ağrır, kulağımız iltihaplanır başımız ağrır, yoruluruz başımız ağrır ve hakeza... Kısacası vücudumuz fizyolojik ve psikolojik tüm sistemleriyle dengede olmalı ki başımız ağrımasın. Baş ağrısı ve ağrı insanlık tarihi kadar eski olan ve tıbbın çözüm bulmaya çalıştığı konulardır. Baş ağrılarının yüzde 80-90 sebebi migren ve gerilim tipi ağrılardır. MİGREN Yarım baş ağrısı anlamına geler. Çeşitli uyaranlarla (stres, yorgunluk, açlık, tokluk, gürültü, sigara dumanı, bira ve şarap gibi alkollü içecekler, eski peynir, aşırı çikolata yeme, konserve gıdalar, pastırma, sos vs) orta beyin bölgesindeki hassas alıcı bölgeler tahrik edilir. Buradan salgılanan çeşitli kimyasal maddeler ise damarlar çevresini etkileyip beyin yüzeysel damarlarda önce bir daralma ve sonra bir genişlemeye sebep olarak dayanılması zor ağrının tetiğini çeker. Migren başlıca iki tiptir: Klasik ve yaygın. Bunların dışında çok nadir olarak oftalmoplejik, hemiplejik, retinal, basiler tipte olanlar da vardır. Belirtileri * Baş ağrısı 4-72 saat sürer. * Fizik aktivite ile artar. * Genellikle başın bir tarafında odaklanır. * Zonklayıcıdır. * Bulantı, kusma, ışığa ve sese tahammülsüzlük olur. Ayrıca haberci belirtiler olarak şunlar sayılabilir: * Yanıp sönen noktalar, ışık parıldamaları. * Yüzde, kolda, el parmaklarında iğnelenmeler, * Yorgunluk, halsizlik, bitkinlik. * Aşırı neşelenme, kendini enerjik hissetme. * Özellikle tatlı gıdalara karşı iştah artışı. Bazı ilaçlar (kalp, tansiyon ve doğum kontrol ilaçları) nöbete davetiye çıkarabilir. Özellikle hanımlarda muayyen günlere yakın veya hamileliğin ilk üç ayında ağrılar artabilir. Ayrıca migrenin soya çekimle de ilgisi vardır. Tedavi 1- Kriz anında kullanılan ilaçlar (aspirin vs.) 2- Koruyucu (krizin gelmesini önleyici) tedbirler. Hastanın ağrı korkusunu giderir. Ayda birkaç defa gelen krizlere karşı kullanılırlar. Alternatif tedaviler (masaj, relaksasyon, akupunktur) yine uygulanan usullerdir. GERiLİM BAŞ AĞRILARI Stres asrının insanoğluna yüklediği rahatsızlıktır. Belirtileri: * Günlerce devam eder. * Başın bütününde ve ense bölgelerinde barizleşir. * Fizik aktivite ağrıyı arttırmaz. * Günün ilerleyen saatlerinde ağrı artar. * Ağrı sebebi ve günlük aktiviteler bozulmaz. * Ağrı boyun ve sırta doğru yayılır. * Hastalar çökkün (depresif) yüz ifadesine sahiptir. Tedavi Migrenden farklıdır. Kas gevşeticiler, sıkıntı ve kaygı gideren ilaçlar daha yararlıdır

  KABIZLIK Serbest yaşayan hayvanlarda görülmediği halde, ehlileştirilen hayvanlarda sık görülür. Yine köy insanından çok şehirli insanda görüldüğünden kabızlığın bir "medeniyet hastalığı" olduğu kabul edilmektedir. Kalın bağırsağın son kısmında dışkı fazla bekletildiği zaman içindeki su geriye emilmekte ve sertleşen dışkının atılması zorlaşmaktadır. Dışkının bağırsaklarda fazla beklemesinin sebebi içindeki posa oranının azlığındandır. Sebze, meyve ve taneli bitkileri az yiyen insanlarda kabızlık daha sık görülmektedir. Masa başında oturan, fazla hareket etmeyen, sinirli kimseler kabızlıktan en çok şikayet edenler arasındadır. Tedavi: * Mushil (söktürücü) ilaç kullanmak çoğu kimseler için en pratik yol gibi görünse de bu hiçbir zaman kabızlığı önleyici bir çare değildir. Kabızlığa sebep olan etkenler ortadan kaldırılmadığı müddetçe, hastalık tekrar edecektir. Fazla mushil kullanmak hem bağırsakları tahriş edecek; hem de tenbelleştirecektir. Ne Yapmalı? * Kabızlığa yakalanmamak için kepekli undan yapılmış kara ekmek yiyiniz. * Bakliyat türü, az yağlı yemekleri tercih ediniz. * Bol sebze ve meyve yiyiniz. * Bağırsakların boşalmasını sağlamak için muayyen zamanlarda tuvalete çıkma alışkanlığı kazanınız * Kabızlık sırasında söktürücü ilaçlar yerine şeftali portakal ve çilek yeyiniz. Elma, armut ve erik gibi meyvelerin ise kompostosunu içiniz. Sabahları sütle sulandırılmış bal içildiği zaman da iyi netice verir.

  KIZAMIK Belirtileri: Mikrop vücuda girdikten ancak on bir gün sonra hastalık ortaya çıkar. * Hastalığın ilk günü vücut ateşi birden bire yükselir; nezle ve öksürük başlar. Deride iltihaplanma görülür. Baş ağrısı da vardır. * İkinci gün vücut ateşi düşer. Avurt içlerinde beyaz lekeler ortaya çıkar. * Üçüncü gün ağız içinde ve boğazda kırmızı lekeler oluşur. * Dördüncü gün vücut ateşi tekrar yükselir. Ateşle birlikte, kulak arkasından başlamak üzere lekeler belirir. Bu lekeler, iki-üç gün içinde bütün vücuda yayılır. * Kızamık lekelerini, diğer döküntü lekelerinden ayıran özellikler şunlardır: -Açık kırmızı renktedirler. -Mercimek büyüklüğündedirler. - Sınırları kesin olup kenarları yayvan değildir. - Zamanla birkaç leke birleşerek daha büyük lekeler oluşturabilirler. * Lekelerin vücuda yayılışı sırasında şiddetli öksürük, iştahsızlık, halsizlik, lenf bezlerinde şişme görülür. * Gözlerde sulanma ve sümük salgısında artış olur. * Yaklaşık beş gün sonra lekelerde ve hastalık belirtilerinde gerileme başlar. * Beş günün sonunda lekelerin rengi açık kahveye dönüşerek iki-üç hafta kadar varlıklarını sürdürürler. * Vücut ateşinin düşmesi ile birlikte hastalığın bulaşma tehlikesi azalır. DİKKAT;Hastalık sırasında vücut direnci iyice düşeceğinden, hastanın bakımı ve istirahatı yeterince temin edilmediği takdirde beyin zarı iltihabı, akciğer veremi, ortakulak iltihabı gibi ciddi hastalıklara sebebiyet verebilmektedir. Ne Yapmalı? * 12. aydan itibaren çocuğunuza kızamık aşısı yaptırınız. * Hastalık sırasında ortaya çıkması muhtemel diğer hastalıklara karşı antibiyotik tedavisi uygulatınız. * Hastaya bol bol sıvı ve sulu yiyecekler veriniz. * Öksürük, nezle ve baş ağrısı için gerektiğinde doktor tarafından yazılmış ilaçlar verilebilir. * Hastalık göz iltihaplarına da yol açabildiğinden, böyle bir durumla karşılaştığınızda, doktora haber vermekle beraber, hastanın yatağını aşırı ışık almayacak bir yere taşıyınız. * Kızamık, çocuk başka bir hastalık geçirdiği sırada ortaya çıkarsa; çok tehlikeli neticeler doğabileceğinden, hastanın mutlaka doktor kontrolünde bulunması icabeder. * Kızamık geçiren bir hasta, bilhassa ilk günlerde, mutlaka diğer çocuklardan uzak tutulmalıdır. * Yetişkinlerde ve beslenme bozukluğu olan çocuklarda bu hastalık oldukça ağır seyreder.

  KIZIL Belirtileri: Daha çok kış aylarında salgınlar halinde görülür. Dayanıklı ve en zor şartlar altında bile uzun müddet yaşayabilen bir bakterinin marifetidir. Vücuda girdikten sonra, hastanın direnci ile orantılı olarak, bir ila yedi gün içinde hastalık belirtileri başlar. * Aniden yükselen ateşle kendisini belli eder. * Titreme, kuvvetli baş ağrısı, kusma, halsizlik, yutma güçlüğü ve boğaz ağrısı en belli özellikleridir. * Bademcikler şişer ve kızarır. * Boyun lenf bezleri şişer ve bastırılınca acır. * Dilin üzeri beyaz bir tabaka ile kaplanır. * Yukarıda saydığımız belirtilerin ortaya çıkmasından bir gün sonra bütün vücutta küçük kırmızı lekeler ortaya çıkar. * Lekeler birbirlerine çok yakın olup dışarıdan bakılınca vücut kırmızıya boyanmış hissini verir. * Lekeler boyun ve göğüsten başlayarak yayılır. * Kızıl hastalığını diğer döküntülü hastalıklardan ayıran en bariz alameti, burun, çene ve ağız kısmı hariç olmak üzere yüzün kıpkırmızı görünmesidir. * Hastalığın ortaya çıkmasından yaklaşık beş gün sonra dil üzerindeki beyaz tabaka kaybolur. Ancak hemen arkasından bu sefer de çileği andıran kırmızı lekelerle kaplanır. Kızıl hastalığının tipik bir belirtisi de budur. * Birinci haftanın sonunda ateş düşer. Boyun lenf bezleri ile bademciklerdeki şişlik iner. * İkinci hafta derinin üzeri pullanmaya başlar ve zamanla pullar kuruyarak dökülür. * El ve ayak derisi üzerindeki pullanma tabakalar halinde olup bu da kızıl hastalığına has bir durumdur. * Hastalığın çevreye yayılmaması için dökülen pullar yakılmalıdır. Ne Yapmalı? * Hasta mutlaka doktora gösterilmelidir. Zira kızıl hastalığının çok tehlikeli yan etkileri yani ilave hastalıkları vardır. * Kızılın çabuk iyileşmesi ve ilave hastalıklar doğurmaması için penisilin tedavisi tatbik edilmektedir. Penisilin tedavisi on gün sürer. * Tedavi iyi netice verip hastalık belirtileri ortadan kalktıktan sonra, hasta banyo edilir ve odası değiştirilir. Eski odası ve kullandığı eşyalar dezenfekte edilir. * Hasta en az üç hafta müddetle yatak istirahatinde bırakılır. DiKKAT: Bir doktor nezaretinde tedavi görmeyen kızıl hastaları ölüme kadar varan ciddi hastalıklara yakalanabilirler. Bu tehlikeli hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: * Ortakulak iltihabı * Böbrek iltihabı * Kalp kasları iltihabı * Çene boşluğu iltihabı * Lenf bezleri iltihabı * Damarlarda kan pıhtısı oluşması (tromboz). * Eklem yerlerinin iltihaplanması

  KİREÇLENME Yaşlanma ile birlikte görülen, genellikle kalça, diz ve omurga mafsallarında ortaya çıkan ağrılı sertliklerdir. Bu sertliklerin sebebi, mafsal yüzeylerinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Bilhassa kırk yaşın üzerinde, az hareket isteyen, statik işlerde çalışan kimselerde görülen kireçlenme, namaz kılan ve hareketli işlerde çalışan insanlarda seyrek rastlanır. Ne Yapmalı? * Yaşı kırkın üzerinde olan kimseler hareketsiz işlerde çalışmamalı, sık sık yürüyüşe çıkmalıdır. * Namaz, hemen hemen, bütün mafsalları çalıştıran ideal bir egzersiz olduğundan ve ayrıca ibadet ihtiyacını karşıladığından fizik ve ruh sağlığı yönünden tavsiye edilmektedir. * Yağlı, şekerli, tuzlu ve unlu yiyecekler azaltılmalı, sebze yemeklerine ağırlık verilmelidir.

 KUDUZ Özellikle köpek, kedi, kurt, tilki ve yarasa gibi memeli hayvanlarda görülen bir hastalıktır. İnsana da bu kuduzlu hayvanların ısırması ile geçer. Dişlerin açtığı yaraya, kuduz virüsü taşıyan hayvan salyası bulaşır. Virüsler yaradan içeri girdikten sonra sinirler yoluyla merkez sinir sistemine (beyne) ulaşır; tahribatını yaparak sonu ölüm olan genel felçlere sebebiyet verirler. Belirtileri: * Hayvan ısırdıktan ancak bir ila altı ay sonra hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bu müddet değişikliği, vücudun direnci ve ısırılan yerin beyne olan uzaklığı ile orantılıdır. * İlk belirtileri karamsarlık ve huysuzluktur. * Sonra, boğazda başlayan ağrılı kasılmalardan dolayı, hasta su içemez. Bunu beceremediğinden huysuzlaşır. Halk arasında bu durum "su korkusu" tabiri ile açıklanır. * Yutkunma güçlüğünü ağrılı kas spazmları izler. Hastada şuursuz tepkiler ve ihtilaçlar (delilik halleri) belirir. * Nihayet, birkaç gün içinde, adale kasılmaları genel felç haline dönüşür ve sonuç ölümdür. Ne Yapmalı? * Bir hayvan tarafından ısırıldığınız zaman, her halükarda, kuduz olabileceğini düşünmelisiniz. NOT: Hayvanda kızgınlık ve azgınlık alametleri varsa; köpek ise havlarken, kedi ise miyavlarken alışılmışın dışında sesler çıkarıyorsa; hele ağzında bol salya varsa onu mutlaka yakalayıp belediye tabibine veya bir hastahaneye götürünüz. Yakalamaya çalışırken -tekrar ısırılmamak için- dikkatli hareket ediniz. * Isırılan yeri bol sabunlu su ile yıkayınız. * Yakaladığınız hayvanı ilgili sağlık kuruluşuna (belediye tabibi veya hastahane) götürüp "kuduz testi" yaptırınız. Görevliye, ısırıldığınızı söyleyiniz ve gerektiğinde aranmak üzere adresinizi ve telefon numaranızı veriniz. Veya neticeyi almak üzere randevu isteyiniz. * Testler kuduzu doğruladığı takdirde ısırık yeri cerrahi usullerle temizlenir ve kuduz serumu zerkedilir. Arkasından vücuda aktif bağışıklık kazandırmak için ölü kuduz virüsü aşılanır. Aşılama usulleri değişik olmakla beraber, hepsinin de gayesi hastada kuluçka devresi sona ermeden bağışıklık oluşturmaktır.

  MİDE ÜLSERİ Ülser de günümüzde sık rastlanan bir hastalıktır. Onikiparmak bağırsağında (duodenum) görülen ülser, mide ülserinden daha fazladır. İkisinin de sebebi tam bilinmemekle beraber; yaşadığı ortama uyum sağlayamayan hassas kimselerde, işi aşırı yorgunluk verenlerde, alkol tüketenlerde, aspirin ve benzeri ağrı kesici ilaçları fazla kullananlarda ülsere sık rastlandığı da bir gerçektir. Belirtileri: * Ağrı hemen yemeklerden sonra görülür ve hasta aç olduğu zaman kendisini daha iyi hissederse "mide ülseri"nden şüphe edilmelidir. * Eğer ağrı yemeklerden belirli bir zaman sonra ve aç iken de hissedilir ise; bu durumda "onikiparmak bağırsağı ülseri" mevzu bahistir. Aç karnına ağrı geldiği zaman birşeyler yeyince geçer. Sabah aç karnına iken ağrı duyulmaz. Ne Yapmalı? * İlaç tedavisinin yanısıra diyet uygulanır. * Alkol ve sigara kesinlikle terkedilmeli; sinir gerginliği yapan hadiselerden uzak durmalıdır.

  ROMATİZMA Bilhassa soğuk ve rutebetli havalarda ortaya çıkan, oynar eklemlerde ve kemiklerde kendisini gösteren ağrılardan şikayet ederiz. Yaşlı insanlarda bu tür şikayetlere daha sık rastlanır. Ancak, bahsini ettiğimiz bu ağrılı şikayetler sadece eklemler için mevzu-bahis değildir. Yani "romatizma" denince, mafsal ve kemik ağrılarından başka rahatsızlıklar da ifade edilmektedir. Kas romatizması, kalp romatizması, göz romatizması sayabileceğimiz rahatsızlıklardır. Romatizmanın en çok rastlanan şekillerini şöyle sıralayabiliriz: Ateşli Romatizma: Streptokok grubu mikropların sebep olduğu ani ve sinsi alevlenmelerle kendisini belli eden; eklemleri, kalbi, sinir sistemini ve böbrekleri tutan bir hastalıktır, iki yaşmdan önce görülemez. En sık 6-9 yaşları arasındaki çocuklarda görülür. Rutebetli ve soğuk bölgelerde, sosyo-ekonomik durumu düşük muhitlerde daha fazla rastlanır. Üst solunum yollarında meydana gelen enfeksiyonlar da ateşli romatizmaya zemin hazırlar. Belirtileri: * Romatizmal ateş ortaya çıkmadan iki üç hafta önce, genellikle bir üst solunum yolu enfeksiyonu görülür. * Kalp iltihabı, yüzde altmış vakalarda ilk üç haftada kendisini belli eder. Kalp kapakçıklarında daralma ve yetmezliğe yol açtığı gibi; kalbin dışını kaplayan perikard zarını da etkileyebilir. Bu durumda aşırı hareketlerde nefes darlığı olur. Parmak uçlarında ve dudaklarda morarma görülür. * Eklemlerde ağrı ve şişlik hemen ortaya çıkmaz. Önce boğaz ağrısı, bademciklerde iltihaplanma veya nezle görülür. Bu belirtilerden sonra, hasta kendisini iyi hissettiği ve hastalığı atlattığını sandığı bir sırada yeniden bir alevlenme olur. Vücut ateşi 39-40 dereceye çıkar. Nabız hızlanır ve en fazla çalışan eklemlerde şişlik ağrı ve kızarıklık başgösterir. Ağrı karşılıklı, simetrik eklemlerde aynı anda hissedilir. * Vakaların yüzde yirmisinde gayri iradi hareketler görülür. Bunun sebebi, romatizmanın beyin zarı üzerinde etkili olmasıdır. Sebepsiz gülme, elindekini düşürme, sakarlık, yazıda çirkinleşme, ani refleksler sayabileceğimiz davranışlardır. * Ateşli romatizma olaylarının hemen hemen yarısında kol ve bacak derisinde harita görünüşünde, pembe renkli kabarıklıklar ortaya çıkar. Kabarık yerdeki deride döküntüler olur. * Ateşin ilk haftasında eklemlerin dış yüzlerinde, cilt altında mercimek büyüklüğünde, dokununca hissedilen yumrular başgösterir. * Ateş, genellikle öğle sonları yükselerek, 39-40 dereceye çıkar; el ayasında ve tabanlarda bol terleme yapar. Tedavi: Tedavinin başlatılabilmesi için, belirtilerin başka hastalıklardan kaynaklanmadığı iyice tesbit edilmelidir. Zira romatizma ile birlikte böbrek iltihabı ve bağırsak bozuklukları da görülebildiğinden yanlış teşhiste bulunma ihtimali vardır. Ateşli romatizma, beraberinde birçok organ rahatsızlıkları getirdiği için; tedavi çok yönlü olarak yürütülmeli: öncelikle bu organların zarar görmesinin önüne geçilmelidir. Bilahare ağrıyı hafifletici ilaçlar verilmeli, hastanın iyi beslenmesi ve istirahatı sağlanmalıdır. Soğuk ve rutubetli ortamdan kesinlikle kaçmalı, kuru ve ılık bir odada hastayı yatırmalıdır. Vücuttaki zararlı metobolizma artıklarının çıkarılmasını kolaylaştırmak için bol sulu yiyecekler verilmeli; aynı zamanda enfeksiyona sebep olan mikroplarla savaş için antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır. Penisiline alerjisi olan hastalar için streptokoklara karşı etkili başka antibiyotikler denenmelidir. Romatizmada, kalp bozukluğu dışındaki bütün ağrılar için aspirin kullanılmaktadır. İhtiyarlık Romatizması: Halk arasında "Kireçlenme" tabir edilen yaşlılık romatizmasında, öncelikle eklemlerde ve eklemlere yakın kemiklerde şekil bozuklukları mevzubahistir. Bilhassa diz eklemlerinde yürümeyi zorlaştırıcı sertleşmelerden ve ağrılardan şikayet edilir. Hareket, sırasında eklemlerden "çıtırtı" sesleri dikkati çeker. Ağrı kesici ilaçlarla hastanın acıları dindirilmeli; bilahare fizik tedavisi ve kaplıcalar denenmelidir. Romatoit Artrit: Daha çok 20-45 yaş arası kadınlarda görülen bir romatizma şeklidir. Genellikle el ve ayaklardaki küçük eklemleri sarar. Köprücük kemiği ile göğüs kemiği arasındaki eklem de bundan etkilenebilir. Eklemlerde ağrı, şişme ve hareket zorluğu ile kendisini belli eder. Bilhassa sabahları eklemlerde rahatsızlık verici bir sertlik mevzubahistir. Hastalığın ilerlemesi halinde, ağrı büyük eklemlere de geçerek bunları hareket ettiren kasları etkisi altına alır. "Sabah sertliği" başladığı zaman, hasta elinde çay bardağını tutamaz; düşürür. Parmaklarını açmakta ve hareket ettirmekte zorluk çeker. Hastalığın aktif süresi boyunca yüksek olmayan bir ateş vardır. Zamanla eklem çevresindeki dokular şişer, şekil bozuklukları ortaya çıkar. Romatizmanın başlangıç döneminde aspirin, fenilbutazon gibi ilaçların ve altın zerklerinin faydalı olduğu bilinmektedir. Bunda da fizik tedavinin ve kaplıca kürlerinin etkisi büyük olmakta; çoğu zaman iyi neticeler vermektedir. * Çocuklarda ortaya çıkan boğaz ve ağız enfeksiyonlarıyla vakit geçirmeden mücadele edilmeli; tedavisi sağlanmalıdır. Diş aspeleri, bademcik iltihapları, farenjit bunların başında gelmektedir. * Soğuk ve rutubetli havada fazla kalmamalı; ıslak elbise ile, yalın ayak dolaşmamalıdır. Bu cümleden olarak; kışın kazak, yün çorap, atkı ve başlıksız dışarı çıkmamalıdır. * Sağlık şartları yönüyle elverişsiz ortamlarda çalışmamalı; yorucu, yıpratıcı eğlencelerden, alkol ve sigaradan uzak durmalıdır. * İstirahate yetecek kadar uyumalı, vitamin ve protein ihtiva eden sebzeleri ve gıdaları sofradan eksik etmemelidir. * Nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi mevsim hastalıklarını hafife almamalı; hastalık geçinceye kadar istirahat etmeli ve iyi beslenmelidir. ROMATİZMALAR 1- İltibabî Romatizma (Artrit): Ateş, mafsallarda ağrı, şişlik, kızarıklık ve hareket güçlüğü, halsizlik, iştahsızlık şeklinde kendisini belli eder. Kalbi ve sinir sistemini etkileyen, çocuklarda ve yetişkinlerde görülen bir hastalıktır. Ateşli ve sükunetli devreleri vardır. Ateşli devrede kaplıca tedavisi yerine yatakta istirahat ve ilaç tedavisi uygulanır. İlaç tedavisi müsbet netice verip hasta ateşli devreyi atlattıktan sonra kaplıca destekleyici bir tedavi olarak tavsiye edilebilir. Bu durumda kaplıcanın şu faydaları görülecektir: * Mafsallarda arta kalan ağrılar azalır. * Ateş ve nabız normale döner. * Halsizlik ve iştahsızlık sona erer; hasta kendisin! daha zinde hisseder. * Kansızlık ve kanda görülen romatizmal bulgular ortadan kalkar. * Yeni nöbetlerin gelmesi engellenmiş olur. 2- Yaşlılık Romatizması (Osteoartrit): Genellikle elli yaşın üzerindeki erkeklerde görülür. Geçmişte hastalanmış veya kaza geçirmiş eklemleri tutar. Eklemler şişer ve hareket sırasında çok ağrı verir. Parmak kemiklerinin uç eklemlerine yakın yerlerde kemik büyümesi görülebilir. Ağırlık taşıyan eklemler, hareket sırasında gıcırtılı bir ses çıkarır. Hastalık ilerlemiş ise; istirahat, fizikoterapi ve ortopedik müdahaleden sonra ancak kaplıca tedavisi uygulanabilir. 3- Başka Bir Hastalık Sonrasında Ortaya Çıkan Romatizma (Romatoit Artrit): Umumiyetle yirmi-kırk yaş arası kadınlarda görülür. Sebebi tam bilinmemekle beraber, iltihabı bir kadın hastalığından sonra ortaya çıktığı için; bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu sanılmaktadır. El ve ayakların ufak eklemlerinde, altçene kemiğinin kafatasına birleştiği yerde, köprücük ve göğüs kemiği eklemlerinde ağrı ile birlikte şişlikler görülür. Hastalığın ilerlemesini beklemeden bir doktora müracaat edilirse, kaplıca tedavisi çok iyi neticeler verecektir. 4- Doku Harabiyeti ile Neticelenen Romatizmalar (Fibrozit): Mafsal ağrıları ve tutuklukları ile birlikte; erkeklerde damar sertliği, kadınlarda şişmanlama eğilimi görülür. Eklem yerlerindeki bağ doku iltihaplanma sonucu yıkıma uğrar ve tutukluklara sebep olur. İlerlemesi halinde hastada iştahsızlık, hareketsizlik ve beslenme bozuklukları görülür. Zaman zaman vücut ateşinde yükselmeler olur. Kaplıca tedavisinin iyi neticeler verdiği gözlenmiştir. 5- Ameliyat Sonrası Ortaya Çıkan Eklem Tutuklukları: Çeşitli iş kazaları sırasında, hareket sistemlerinde meydana gelen kırık, çıkık ve ezilmelerin bazan ameliyatla tedavisi gerekmektedir. Ameliyat sonrasında cerrahi müdahale gören eklem yerlerinde ağrılar ortaya çıkabilir. Bu ağrılar için de kaplıca tedavisi çok iyi neticeler vermektedir. Romatizmaya Yakalanmamak için: Romatizmanın hemen hemen her çeşidinin tedavisi zor hastalıklardan olduğu kabul edilmiştir. Bunun için, hastalıkla mücadeleden ziyade; koruyucu tedbirler daha önemlidir. DİKKAT: Kemik tümörü olduğu teşhis edilen hastalar kesinlikle kaplıcaya gidemezler. Ayrıca, romatizma ile ilgisi olmayan, mikrobik kemik ve mafsal hastalıklarında da kaplıca tedavisi uygulanmamalıdır.  

  SARILIK Ölmüş alyuvarlarda hemoglobinin yıkıma uğraması sonucu içindeki boya maddesi olan "bilirübin" açığa çıkar. Açığa çıkan bilirübin vücuttan dışarı atılamadığı taktirde deri ve doku aralarında birikerek "sarılık" dediğimiz hastalığa yol açar. Üç tip yaygın sarılık vardır: Hemolitik, obstrüktif ve hepatik sarılık. Hemolitik Sarılık: Alyuvarların yıkımı sonucu ortaya çıkan "bilirübin" tümüyle karaciğer tarafından bağırsaklara atılamaz ise; fazla bilirübin kana karışarak deri ve dokularda birikme yapar. Belirtileri: * Dışkının rengi koyu; fakat idrarın rengi normaldir. * Deri ve dokuların rengi sararır. Obstrüktif Sarılık: Safra yollarının, safra taşı, tümör v.b. gibi sebeplerle tıkanması sonucu safra bağırsağa atılacağı yerde kan dolaşımına karışır. Belirtileri: * Dışkının rengi, kil rengine yakın bir sarılıktadır. * İdrarın rengi koyudur. * Deri ve dokuların rengi sarıdır. Hepatik Sarılık: Bu sarılıkta, hasta bölge doğrudan karaciğerin kendisidir. Karaciğer hücrelerinin herhangi bir sebeple hastalanıp şişmesi sonucu küçük safra kanalları tıkanır. Sarı humma hastalığında, zehirlenmelerde (bilhassa fosfor, kloroform, karbon tetraklörür zehirlenmelerinde) karaciğer hücreleri yıkıma uğrayarak içerisindeki bilirübin maddeleri kana karışır. Belirtileri: * İştahsızlık, bulantı ve kusma. * Karaciğer bölgesinde ağrı ve gerginlik hissi. * Yüksek ateş, baş ve eklemlerde ağrı. * Seyrek olarak deride döküntü. Bulaşıcı Sarılık: İki değişik cinsteki virüsler tarafından sebep olunan sarılık vakaları bulaşıcı olup diğer normal sarılık hastalıklarından ayrılırlar. Hasta kimselerin dışkısıyla bulaşmış sebze, meyve ve yiyeceklerle sağlam insanlara geçen sarılık virüsleri, bir hafta içinde kana karışarak sarılık hastalığını ortaya çıkarır. İkinci sarılık virüsü ise kan nakli, aşı, diş çekimi, kan verme, dövme yaptırma ve hatta cinsel ilişki ile sağlam insana geçer. Vücuda girdikten sonra sinsi ve uzun süren bir gelişme dönemi geçirirler. "Serum hepatiti virüsü" adı verilen bu mikro-organizmalar, vücutta iki ila beş ay gibi uzun bir dönemi sessiz geçirdikten sonra tahribatını yapmaya başlarlar. Tedavi: * Sarılığa sebep olan etken keşfedilerek bunun ortadan kaldırılması hedef alınır. * Tedavi sırasında yatak istirahati ve diyet ön planda tutulur. Alkol, baharlı ve yağlı yiyecekler yasaklanır.

  TÜMÖR ve KANSER Kanser, bir tümör hastalığıdır; kalp ve dolaşım bozukluklarından sonra öldürücü nitelikteki hastalakların ikinci sırasında yer alır. Tümör hastalıklarının giderek yaygınlaşması, hastalığın ilk belirtilerini konusunda bilgilenmeyi gerektirir. Çünkü, ancak ilk belirtilerin zamanında farkedilebilmesiyle gerekli ve etkili tedbirler alınabilmektedir, Tümörler selim ve habis olarak ikiye aynlır Zararsız, yani selim tümörler yapı ve sıralanışlarına göre ana dokuya çok benzerler. Gelişimleri yavaştır ve belirli bir büyüklüğü ulaştıklarında gelişimleri durur. Boynuzsu tabakaya benzer bir kapsül, selim tümörleri çevreler. Çevredeki sağlam dokular yanlara doğru itilirler, ama bundan başka bir değişme görülmez. Eğer çevre dokuları genişleyecek yer bulamazsa (mesala kafatası içi) bu tümörler de öldürücü olabilirler. Yağ dokusu tümörleri (lipom), kas müköz zarından türeyip büyüyen oluşumlar (polip) ve damarlarda oluşan tümörler (anjiyom) selim tümörler sınıfına girerler. Habis tümörleri gelişmemiş hücreler oluştururlar ve hızla çevredeki sağlam dokulara doğru yayılırlar. Habis tümörler şu vasıfları gösterirler: - Durmadan gelişir. Komşu dokulara yayılır. - Çevre dokuları yıkar. - Yavru tümörler oluşturur. Lenf ve kan damarları yoluyla ikincil odaklar yaparlar. Buralarda da büyümelerini sürdürürler. Habis tümörler yayılarak hayati önem taşıyan vücut fonksiyonlarının önlenmesine ve önemli organların yıkımına yol açarak ölüme sebep olurlar. Epitel dokuda oluşan habis tümörler kanser adını alırlar. Kanserin Teşekkül Sebepleri: Bu konuda söylenenlerin çoğunluğu yalnızca ihtimallerdir. Ancak bazı kanser cinslerinin, özellikle meslekle ilgili kanserlerin teşekkül sebeplerini tespit etmek mümkündür. Kati olan tek şey, kanserin oluşumunda birçok faktörün rol oynadığıdır. KANSERİN UYARICI İŞARETLERİ Amerikan Kanser Derneği'ne göre eğer bu yedi uyarıcı işaretlerden birine sahipseniz, hemen doktorunuza danışın. * Büyük abdeste veya küçük abdeste çıkma alışkanlıklannda değişiklik. * İyişlemeyen yaralar. * Alışılmasın dışında kanama ve akıntılar. * Göğüste veya vücudun Herhangi bir başka yerinde sertleşme veya kitle. * Hazımsızlık veya yutma güçlüğü. * Herhangi bir siğil veya bende belirgin bir değişme. * Rahatsız edici öksürük veya ses kısıklığı. Kansere sebep olabilecek çevre etkileri üç grupta toplanabilir 1. Kimyasal Faktörler: Katran, pas, zift, mineral yağlar, anilin ve türevleri, parafin, benzol ve bileşikleri sayılabilir. Büyük şehirlerde görülen çok miktardaki akciğer kanserlerinde, sigara dumanı ile alınan tütün zifti veya içinde ziftli maddeler bulunan havanın solunması sebep olarak gösterilmektedir. Hava kirliliğinin mesul etkenleri asfaltlar, kömür dumanları, egzoz gazlarıdır. 2. Fiziksel Faktörler: Görünmeyen ışınlar (röntgen ve radyum) sayılabilir. 3. Mikroorganizmalar: Virusların kanser yapabileceği iddiası ispatlanmamıştır. Kanser Belirtileri: Kanamalar (tükrükte, balgamda, dışkıda, idrarda ve rahimde), organizma bozukluğu (yutma güçlüğü, kusma, ishal, idrar zoru ve deri üzerindeki benlerin gelişim göstermeleri), bazı organlardaki sert oluşumlardır. Bu belirtiler ortaya çıktığında hemen bir doktora başvurmalı ve gereken kontroller yapılmalıdır. Günümüzde kesin teşhis ve tedavi imkanları oldukça arttığından, erken tanınan birçok vak'a şifa bulabilmektedir. İsanlarda en çok görülen kanser türleri; erkeklerde akciğer, mide ve barsak, kadınlarda meme ve rahim kanserleridir. Kanser her yaşta görülebilirse de en çok 40 yaşın üzerînde rastlanmaktadır. Kanser Tedavisi: Habis tümörlerin ameliyatla çıkartılması ve ışınlama tedavisi bugün için uygulanan en geçerli metodlardır. Yemek borusu, mide, barsak, safra kesesi, böbrek bronşlar ve akciğer kanserlerinde ameliyat daha sık uygulanır. Buna karşılık deri, dudak, gırtlak, idrar yolları, penis, dişi üreme organlarında görülen kanserlerde ışınlama tedavisiyle müsbet neticeler sağlanmaktadır. Ancak, tümörün yayılması halinde kanserli organın mutlaka ameliyatla çıkarılması gerekir. Kanserden korunma yolları: Kanserden korunabilmek için, şüpheli durumlarda hiç çekinmeden doktora muayene olmak ve sağlıklı bir hayat sürdürmek gereklidir. Kanser ne kadar erken teşhis edilirse, kurtulma şansı da o kadar artar. * Meslek kanserlerini önlemek için iş sağlığına dikkat etmek şarttır. * Suni maddelerin katıldığı konserve yiyecekler kullanılmalıdır. * Sigara içenlerde genellikle dudak, dil, gırtlak, yemek borusu ve mide kanseri görülebilmektedir. * Alkol ve çok sıcak yiyecek-içecekler de devamlı alındıkları takdirde, mide kanserlerinin sebebi olabilmektedir. * Aşırı beslenmeden kaçınmalıdır. Çünkü şişmanların kansere yakalanma ihtimalleri daha fazladır. * Yiyecekler, yararlı maddelerine zarar verilmemesi için fazla ısıltılmamalıdır. * Pişmiş yemeklerden önce çiğ sebze veya meyve yenmelidir. * Beyaz ekmek yerine kepeklisi tercih edilmelidir. * Hayvanî yağlar yerine nebati yağlar yeğlenmelidir. Ayrıca yoğurt, ayran ve soya esaslı besin maddelerine önem vermelidir. * Açık hava, güneş, su ve hareketlilik metobolizmayı olumlu yönden etkiler. Sıcak su banyoları hayat fonksiyonlarını arttırıcı bir araçtır. * Ölçülü yapılacak egzersiz kan dolaşımım, solunumu düzenler ve metabolizmayı canlandırır. * Hormon salgısının düzenlenmesi için sessizlik ve istirahat şarttır. Şehir yaşantısının sebep olduğu kronik yorgunluklar en önemli problemlerden biridir. * Sağlıklı hayat için yeterli ve düzenli uyku, gezi ve gerginliklerin giderilmesi önemlidir. * Müslüman ülkelerdeki kadınlarda rahim kanseri, diğer memleketlere göre daha az görülür. Bunun sebebi, müslüman erkeklerin sünnetli oluşudur. Yine çocuğunu emzirmeyen kadınlarda meme kanseri, emzirenlere oranla çok daha fazla görülmektedir. * Güneş ışığına aşırı ve devamlı maruz kalma da cilt kanserinin başlıca sebebidir. HEMOROİD (BASUR) Kalın bağırsağın anüse yakın yerinde meydana gelen şişliğe denir. İç ve dış hemoroid olmak üzere iki şekli vardır. Aşırı şişman kimselerde, kabızlık sırasında fazla ıkınmalarda, fazla mushil (söktürücü) kullanmaktan, hamilelikte, kalın bağırsağın anüsten önce gelen bölümünde tümör bulunması halinde hemoroid vakalarına sık rastlanır. Belirtileri: * Birçok durumlarda hemoroid anüs dışına taşar ve ancak elle içeri itilebilir. * Dışkılama sırasında kanama görülür. * Anüs çevresi kaşınır. * Hemoroidin iltihaplanması halinde ağrı yapar. Ne Yapmalı? * Hafif vakalarda kaşıntı giderici ve yumuşatıcı merhemler verilir. * Doktor uygun gördüğü takdirde hemoroid içerisine büzücü bir ilaç injekte edebilir. * İleri vakalarda kesin tedavi ameliyattır. * Dışkılama sonunda anüs çevresi çok temiz olarak yıkanmalı; ağrılı durumlarda soğuk kompres uygulanmalıdır. 

 
 
 

E-Devlet

 Siyasi Partiler
 
Valilikler
 
Konsolosluklar
 
E-Devlet Linkleri
Bağkur İşlemleri
 
SSK İşlemleri
 
Araç Sorgulama
 
Cep Imei Sorgulama

 

Msn Messenger

Msn Hakkında
Msn Özellikleri
Msn Smiley
Msn Arayüzler
Msn Beta
Msn Download
Msn Avatarları
Hareketli İfadeler

 

Sinema

Ölüm Tohumları
Dehşet Gezegeni
Neşeli Dalgalar
Georgia Yasası
Dehşet Gecesi
Hayalet Dalgalar
Özgürlüğün Rengi
Kaldırım Serçesi
Diğer Filmleri>>
 

Sağlık

Hastalıklar
Kalp Damar
Bulaşıcı Hastalıklar
İlk Yardım
Kanser
Çocuk Hastalıkları
Gebelik
Cinsellik
Menüsküs
Kulak Burun Boğaz
Diş Sağlığı
Göz Sağlığı
HIV AIDS
Ruh Sağlığı
Spor ve Sağlık
Kadın Sağlığı
 

Diyet

1100 Kalorilik Diyet
Aile Diyeti
Burca Göre Diyet
Göbek Eriten Diyet
Fransız Diyeti
Meyve Diyeti
Sebze Diyetii
Paris Hilton Diyeti
Manken Diyeti
Egzersiz
Beslenme
 

Diziler

Avrupa Yakası
Kurtlar Vadisi
Kaybolan Yıllar
Ihlamurlar Altında
Kırık Kanatlar
Sıla
Gümüş
Hırsız Polis
Yalancı Yarim
Acı Hayat
Sağır Oda
Yabancı Damat
Beyaz Gelincik
Cennet Mahallesi
Hatırla Sevgili
Fırtına
Binbir Gece
Diğer Diziler>>>    
 

Copyright © 2007- 2008 iLkyerim.Com msn: lider@sohbeteli.com

Sitemap Robots Arama

 
  Hosting Hizmetleri