Çocukluk Çağında Anemi (Kansızlık) stalıkları ABD Hematoloji Ünitesi
Kansızlık hastada hemoglobin değerinin yaşa ve cinse göre olması gereken
değerden düşük olması demektir. Tüm dünyada ve ülkemizde kansızlık nedenleri
arasında en sık demir eksikliği anemisi görülmektedir. 1- Demir Eksikliğine
Bağlı Anemi 2- Vitamin B12 Eksikliğine Bağlı Anemi 3-Folik Asit Eksikliğine
Bağlı Anemi 4-Akdeniz Anemisi (Talassemi) 1- DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ
Demir eksikliği anemisi en fazla süt çocukluğu döneminde, 2. Ve 3. Sıklıkta
ise okul çağı ve ergenlik öncesi çağda rastlanmaktadır. Çocuklarda demir
eksikliğine yol açan nedenler besinlerle yetersiz demir alımı, hızlı büyüme
nedeni ile demir ihtiyacının artması ve kan kaybıdır. Besinlerle Yetersiz
Demir Alınımı Çocukların anne sütü yerine demir desteği olmayan mamalarla
beslenmesi (pirinç unu ile mama) ve inek sütüne 1 yaşından önce başlanması
ve çocuğun günde yarım litreden daha fazla süt içmesi demir eksikliği
anemisi gelişmesinde en önemli nedenlerdir. Anne sütü ve inek sütünde demir
miktarının az olmasına rağmen anne sütündeki demir inek sütündeki demire
göre daha iyi emilmektedir. Erken doğan ve doğum ağırlığı düşük olan
bebeklere 2. Aydan itibaren, zamanında doğan bebeklere ise 4. Aydan itibaren
demir eksikliği anemisinden korumak için düşük miktarlarda (1-2 mg/kg) demir
ilacı başlanması önerilmektedir. Demir eksikliği anemisinin önlenmesi için
anne sütünün en az 6 ay süre ile verilmesi, 1 yaşına kadar demirden zengin
mamalar ve ek gıdalar ile beslenme önerilir. Daha büyük çocuklarda özellikle
hazır gıdalarla beslenme alışkanlığı, rejim yapmak amacı ile eksik gıda
alımı, çocuğun vejeteryan olması, ya da sosyo-ekonomik durum bozukluğu
nedeni ile hayvansal gıdaların alınamaması demir eksikliği anemisine yol
açacaktır. Ülkemizde özellikle kırsal bölgelerimizde bile beslenme
alışkanlıklarının değiştiği, evlerde tarhana çorbası, bulgur pilavının
yerini her 3 öğünde patates kızartmasının aldığı dikkatimizi çekmektedir.
Patatesde demir miktarı çok yetersizdir. Bu da demir eksikliği anemisinin
ülkemizde son yıllarda daha da artmasına neden olmaktadır. Artmış demir
ihtiyacı Özellikle düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde, zamanından erken
doğan bebeklerde, adölesan devresinde ve gebelik ve emzirme dönemlerinde
olmaktadır. Gebelikte hafif demir eksikliği olması anne karnındaki bebeği
etkilememekte, ancak orta veya ağır demir eksikliği olan annelerin
bebeklerinde demir eksikliği anemisi gelişebilmektedir. Kan Kaybı Erişkin
hastalarda kan kaybına çocukluk yaş grubuna göre daha fazla rastlanmaktadır.
Özellikle mide ülseri veya barsak kanserleri nedeni ile barsaklardan
kanamalar olmaktadır. Bu duruma çocuklarda nadir olarak rastlanmaktadır.
Çocuklarda inek sütü verilmesi veya inek sütü ile yapılan mamalar nedeni ile
sıklıkla demir eksikliği gelişmektedir. İnek sütünde demir içeriği az
olmasının yanında barsaklardan kanamaya da yol açması demir eksikliğine
neden olmaktadır. İlk 1 yıl içinde çocuklara inek sütü verilmemesi
önerilmektedir. Özellikle çocuk günde yarım litreden fazla süt içiyorsa ve
fazla miktarda süt içtiği için normal gıdaları almıyorsa o çocukta demir
eksikliği anemisi görülmektedir. Ayrıca uzun süreli aspirin ve diğer
romatizma ilaçlarının kullanımı da barsaklardan kan kaybına neden
olabilmektedir. Çocuklarda doğuştan olan mide barsak anomalileri de kan
kaybına neden olmaktadır. Barsak kurtlarından kıl kurdu ve solucanlar demir
eksikliğine yol açmazlar, ancak kancalı kurtlar barsaklardan kanamaya neden
olarak demir eksikliğine neden olmaktadır. Doğuştan kanamaya eğilimi olan
hastalarda (hemofili hastalığı gibi), sık sık kanamalar nedeni ile demir
eksikliği görülmektedir. Kızlarda adet kanamalarının uzun sürmesi ve çok
miktarda olması demir eksikliği anemisi gelişmesine yol açar. Demir
Eksikliğine Bağlı Kansızlıkta Görülen Belirtiler Kansızlık hafif derecede
ise çocukta hiçbir belirti olmayabilir, ancak yapılan laboratuvar
incelemeleri sonucunda teşhis edilebilir. Eğer kansızlığı fazla ise renginde
solukluk, çarpıntı, baş ağrısı, huzursuzluk, halsizlik, çabuk yorulma ve
iştahsızlık gibi belirtiler görülebilir. Toprak yeme, buz, kağıt gibi
normalde yenmemesi gereken şeylerin yenilmesi demir eksikliği anemisinde
sıklıkla görülmektedir ve PİKA olarak adlandırılmaktadır. Uzun süreli demir
eksikliklerinde tırnakların kaşığa benzer şekilde içe çökmesi, ağız
köşelerinde çatlamalar, dilin üzerinin düzleşmesi, ağrılı olması ve yutkunma
zorluğu daha çok erişkin hastalarda dikkati çekmektedir. Demir eksikliği
olan çocuklarda oturma, emekleme ve yürüme gibi motor gelişmede gecikme,
davranış bozuklukları, öğrenmede güçlük ve bağışıklık sisteminde azalma
sonucunda enfeksiyonlara yatkınlık gözlenmektedir. Yine özellikle süt
çocukluğu döneminde demir eksikliği varsa ağlarken katılma nöbetleri
görülebilir. Eğer kansızlık aile tarafından farkedilmeden uzun süre bu
şekilde devam ederse kalp yetmezliği gelişebilir. Çocuk bu durumda zor nefes
alma, ileri derecede halsizlik gibi belirtilerle doktora gelebilir. Demir
Eksikliğine Bağlık Kansızlığa Tanı Koyma ve Karıştığı Hastalıklar Demir
eksikliği teşhisi doktor tarafından hastanın hikayesi, muayenesi ve belirli
laboratuvar testlerinin yapılması sonucunda konulur. Demir eksikliği en sık
akdeniz anemisi taşıycılığı ile karışabilir. Akdeniz anemisi hastalığı ise
hem anneden hem babadan bozuk genin geçmesi sonucu iki tane bozuk gen
taşıyan çocuklarda oluşan bir hastalıktır, 3-4 haftada bir devamlı kan
verilmesi ile tedavi edilmektedir. Eğer çocuk anneden veya babadan bir tane
bozuk gen almışsa o zaman Akdeniz anemisi taşıyıcılığı söz konusudur.
Taşıyıcılar hiçbir belirti göstermezler, ancak yapılan kan incelemeleri
sonucunda hemoglobin düzeyinin olması gerekenden 1-2 gram altında olması ve
diğer bazı testlere bakılması ile tanı konulur. Eğer bu tanı gözden kaçacak
olursa, çocuk veya erişkine yanlışlıkla demir eksikliği tanısı konulup
devamlı demir ilacı kullanması önerilecektir. Gereğinden fazla kullanılan
demirin yan etkileri olacaktır. Bunun dışında uzun süreli enfeksiyonlar ve
hastalıkların seyir sırasında görülen anemiler (böbrek hastalıkları,
romatizmal hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları, kanser gibi) demir
eksikliği anemisi ile karışmaktadır. Tedavi Demir eksikliği anemisinin
tedavisinde ağız yolu ile verilen demir ilacı kullanılmaktadır. Bebeklerde
damla veya şurubu, daha büyük çocuklarda tablet veya drajeleri kullanılır.
İlacın aç karnına ve öğünler arasında alınması önerilir. Birlikte C vitamini
içeren limonata veya portakal suyu ile birlikte verilmesi verilen demirin
barsaklardan emilimini artıracaktır. Süt ile birlikte verildiği durumlarda
ise demir emilimi azalır. Bir yaşından küçük bebeklerde günde 1 kez
kahvaltıdan 30 dakika önce verilmesi ile yan etkiler çok azaltılabilir. Daha
büyüklerde 2-3 dozda verilmesi önerilmektedir. Genellikle rahatlıkla tolere
edilebilir. Bazı vakalarda yan etkiler görülebilir. Demir ilacının alımından
yaklaşık 1 saat sonra bulantı kusma, mide ağrısı, karın ağrısı olabilir. Bu
durum ilacın yemekten hemen sonra alınması ile geçer veya azalır. Eğer
semptomlar devam ederse doz miktarı azaltılır veya tablet, draje veya sıvı
formüllerden bir diğerine geçilir. Bazı hastalarda ishal veya kabızlık
yapmaktadır. Demir ilacı alındığı sürece özellikle damla veya şurup
kullanıldığında dişler geçici olarak siyaha boyanabilir. İlacı verirken
dilin arkasına doğru verilmesi dişlerin boyanmasını azaltacaktır. Yine
ilacın alındığı dönemde çocukların kakasının koyu renk çıkacağı
bilinmelidir. Eğer hastada doz azaltıldığı halde kusmaları veya karın
ağrıları oluyorsa, hastanın altta yatan bir barsak hastalığı varsa, verilen
ilaç emilemiyorsa, hastanın kronik olan kanaması ağızdan verilen demir
ilacıyla karşılanamıyorsa o zaman demir ilacının enjeksiyon şekli kalçadan
yapılabilir. Bu mutlaka doktor tarafından önerilmelidir. Kalçadan yapılan
demir ilacına karşı ani allerjik reaksiyonlar gelişebilir, iğnenin yapıldığı
yerde ağrı, renk değişikliği olabilir. İlacın kalçada derin bir şekilde ve
özel bir teknikle (Z palsit) yapılması önerilir. Ayrıca son yıllarda
damardan kullanılan demir preparatları da seçilen vakalarda
kullanılmaktadır. Hastanın hemoglobin seviyesi yaşına göre normal düzeye
gelince demir ilacı depolarının dolması amacı ile yaklaşık 4-8 hafta daha
yarı dozda devam edilir. Eğer çocuğun beslenmesi düzeltilir, demirden zengin
gıdalarla beslenmesi sağlanırsa demir eksikliğinin tekrar etmesi
önlenecektir. Çocuklarda demir eksikliği anemisi dışında daha nadir olmak
üzere folik asit eksikliği ve vitamin B12 eksikliğine bağlı anemiler de
gelişebilmektedir. 2- VİTAMİN B12 EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ Vitamin B12 en
fazla hayvansal gıdalarda bulunur ve başlıca vitamin B12 eksikliği nedenleri
alımındaki eksiklik, emiliminde bozukluk ve doğuştan metabolik
hastalıklardır. Yetersiz vitamin B12 alımı en sık vejeteryanlarda
görülmektedir. Vejeteryan olmayanlarda da yanlış beslenme veya sosyo-ekonomik
nedenlerle eksik beslenme sonucunda da bu eksiklik ortaya çıkmaktadır.
Çeşitli nedenlerle annesinde vitamin B12 eksikliği gelişen bebeklerde anne
sütünde bu vitaminin eksikliği olacaktır. Bu annelerin bebekleri ek gıdalar
almıyor ve sadece anne sütü alıyorlarsa vitamin B12 eksikliğine bağlı
kansızlık yanında çeşitli nörolojik bozukluklar da geliştirmektedir. Başını
ilk zamanlar tutmaya başlayan çocuk sonraları tutamaz veya otururken
oturamaz hale gelir. El ve kollarında titremeler de gelişebilir. Erken tanı
konulup tedavi edilmesi ile tamamen normale dönerler. Ergenlik döneminde de
rejim nedeni ile sıkı diyet uygulandığında bu vitaminin eksikliği
görülebilir. Bu vitamin eksikliği çocuğun dengesinde bozukluk, el ve
ayaklarda uyuşma, yürümede ve elleri kullanmada zorluk, karıncalaşma ve
hafızasında bozukluklara neden olabilir. Belirtiler Hastalar solukluk,
halsizlik, sinirlilik, kuru ve ağrılı bir dil, yürümede bozukluk ve ishal
ile doktora başvurmaktadır. Tedavi Tedavide vitamin B12 enjeksiyon veya ağız
yolu ile verilir. 3-FOLİK ASİT EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ Folik asit
yiyeceklerde yaygın olarak bulunmasına rağmen pişirme işlemi sırasında
çabucak parçalanmaktadır. Yüksek oranda folik asit içeren yiyecekler
karaciğer, böbrek, portakal suyu ve ıspanaktır. Ayrıca keçi sütündeki folik
asit miktarı çok düşüktür. Yine vitamin B12 eksikliğinde olduğu gibi
yetersiz alınır veya emilimi bozuk ya da ihtiyaç artmışsa folik asit
eksikliğine bağlı anemi ortaya çıkabilmektedir. 4-AKDENİZ ANEMİSİ (TALASSEMİ)
Talasemi Major (Akdeniz Anemisi Hastalığı) erken çocukluk çağında başlar ve
çok ciddi bir kalıtsal kan hastalığıdır. Talasemi majorlü çocuklarda gelişen
kansızlık sonucu sık sık kan verilmesine ihtiyaç gösterirler. Talasemi
Taşıyıcılığı (Akdeniz Anemisi Taşıyıcılığı) olan kişide hemoglobini olması
gerekenden 1-2 gram düşük olsada genellikle sağlıklıdır. Türkiye de her 100
kişiden 2 kişi Akdeniz anemisi taşıyıcısıdır. Bu oran Antalya, Muğla, Konya,
İskenderun gibi illerimizde %8-10 lara kadar çıkmaktadır. Talasemi
taşıyıcısı olan kişiler bazen demir eksikliğine bağlı anemisi olduğu
zannedilerek gereksiz yere demir ilacı kullanırlar. Kan testleri ile kişinin
taşıyıcı olup olmadığı kolayca anlaşılmaktadır. Eğer anne veya babadan biri
taşıyıcı olursa çocuklardan hiçbiri Akdeniz anemisi hastalığı olmayacaktır.
Ancak her çocuk da talasemi taşıyıcılığı olma olasılığı %50 dir. Eğer
talasemi taşıyıcısı olan 2 kişi evlenecek olursa her çocukta Akdeniz anemisi
hastalığı ortaya çıkma olasılığı %25 dir. Talasemi majörlü çocuklar (Akdeniz
anemisi hastalığı olan) doğumda normaldir, ancak 3 ile 18 ay arasında
(genellikle 5-6 ay) kansızlıkları başlamaktadır. Gittikçe renkleri solar,
rahat uyumazlar, yemek yemek istemezler ve kusarlar, gelişimleri bozulur.
Karaciğerde ve dalakta büyüme nedeni ile karın şişliği ile doktora gelirler.
Başlıca tedavi hastaya 2-4 hafta aralıklarda düzenli kan vermektir. Bir
yandan vücutta yıkılan kan hücreleri bir yandan dışarıdan sık kan vermektir.
Bir yandan vücutta yıkılan kan hücreleri bir yandan dışarıdan sık kan
vermekle vücutta demir birikimi olacak ve başta kalp ve karaciğer olmak
üzere bir çok organa zarar verecektir. Günümüzde bu fazla demiri ortadan
kaldırmak için küçük pompalarla desferal isimli ilaç deri altına gidecek
şekilde iğnelerle takılır. 8-10 saat sürede ilacın gitmesi sağlanır ve
haftanın en az 5 günü üst üste uygulanır. Kullanım zorluğu nedeni ile uyum
zorluğu olmakta ve hastalar düzenli kullanmamaktadır. Ayrıca ömür boyu kan
transfüzyonları ve demir bağlayıcı ajanların kullanılmasının maliyeti çok
yüksektir. Talasemi Major Hastalığı Nasıl Önlenmektedir? Hastalığın
eradikasyonu için hastalığın insidansınnı yüksek olduğu bölgelerde,
evlenecek olan çiftlerin talasemi taşıyıcılığı açısından taranmaları ve
taşıyıcı saptananların eğitimi, genetik danışma ve prenatal tanı (doğum
öncesi tanı) hakkında bilgi verilmesi önemlidir. Konferanslar seminer ve
kongreler ile insidansın yoğun olduğu bölgelerdeki halk ve tıp mensupları
bilgilendirilmelidir. Akdeniz anemisi hastalıklı çocuk doğumları,
taşıyıcıların bulunması ve taşıyıcı olduğu bilinen gebeliklerde hamileliğin
ilk döneminde doğum öncesi tanı bölümlerine başvurması sağlanmakla
önlenebilir. Son yıllarda anneden alınan koryonik villus örnekleri DNA
analiz yöntemleri ile akdeniz hastalığı açısından incelenir. Bu yöntem
gebeliğin 9. ve 10. Haftalarında yapılmaktadır.
Otitis Media Orta kulak iltihapları kanser ve AIDS gibi
ölümcül ve korkutucu olmasalar da aslında görülme, sıklıkları ve neden
oldukları maddi, manevi sıkıntılar, iş-güç kayıpları ve uzun vadeli
sakatlıklar nedeni ile çok daha önemli bir sağlık sorunu oluştururlar. Tıp
dilinde otit (otitis) kulak iltihabı için kullanılan genel bir terimdir.
Genellikle kulak ağrısı, işitme kaybı gibi ortak belirtileri olan otitleri
yani kulak iltihaplarını 3 ana bölümde inceliyoruz. Dış kulak yolu
iltihapları (otitis eksterna) Dış kulak yolunda tıkanıklık ve buna bağlı
işitme azlığı, özellikle kulak kepçesini hareket ettirmekle artan ağrı ve
akıntı ile karakterli dış kulak yolu iltihaplarını daha çok rutubetli
iklimlerde ve infekte havuz ve deniz suyunda yüzenlerde görüyoruz. Dış kulak
yolunun en temel nedeni hastanın kendi neden olduğu kulak travması yani
kulak karıştırmaktır. Ne kaşımak, ne temizlemek, ne kurulamak için
kulağınıza pamuklu özel çubuklar dahil hiç bir şey sokmayınız. Kulak kendi
kendini temizler, korumaya karıştırmaya ihtiyaç yoktur. Orta kulak
iltihapları (otitis media) Özellikle çocuklarda çok sık görülen hemen her
çocuğun en az bir kez bazen defalarca geçirdiği orta kulak iltihapları kulak
ağrısı, ateş, işitme kaybı ile karakterlidir. Bebeklerde huzursuzluk, kulak
çekiştirme, sıklıkla görülür. Genellikle bir nezle sonrası ve sonbahar kış
aylarında görülür ama her zaman ve herkes de görülebilir. Nezle esnasında
burnu tıkayarak hıçkırma, hapşırma orta kulakta iltihabı başlatacak
mikropların kulağa girmesine neden olabilir. Bir diğer önemli orta kulak
iltihabı türü orta kulakların havalanma ve direnajını dolayısı ile işitmenin
en iyi düzeyde olmasını sağlayan Östaki borularının tam çalışmamasına bağlı
kulak zarı arkasında orta kulak boşluklarında sıvı birikmesi , yani
effüzyonlu otitis mediadır. Kendisini ağrı, ateş gibi iltihap belirtileri
ile göstermeyen ve kolayca fark edilmeye bilinen sıvı toplanması hastada
işitme kaybına neden olur. Genellikle küçük çocuklarda geniz eti büyümesi,
ve buna bağlı burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma ile birlikte görülür.
Sürekli ağzından nefes almak zorunda kalan, burnu hep tıkalı ve akan, gece
horlayan ya da fışırtılı soluyan çocuklarda geniz etinden kuşkulanılmalı ve
hekime başvurulmalıdır. Kronik otit dediğimiz hastalık ise kulak zarında
delik ve aralıklı ya da sürekli akıntı ve işitme kaybı ile giden bir
hastalıktır. Özellikle sürekli pis kokulu bol akıntı ile seyreden otitler
menejit, beyin apsesi gibi ölümcül durumlara neden olabilir ve vakit
geçirmeden ameliyat ile kontrol edilmeleri gerekir. Üzerinde durulup,
zamanında tanındığında kolayca tedavi edilebilecek bu hastalıkların
tanınmaması ve tedavi edilmemesi durumunda çocukta işitme kaybı ortaya
çıkar. Özellikle 0-6 yaş arasında ortaya çıkabilecek bu işitme kaybı
varlığında ise çocuğun işitmesi ve gelişmesi geri kalabilir. Çocuğun sosyal
yaşamına, iletişim ve öğrenme potansiyelini tam olarak kullanmasına engel
olacak bu işitme kaybı erken yaşlarda kontrol edilmediği durumlarda ise bu
olumsuzluk ileri yaşlarda kalıcı olarak yer edecektir. İç kulak
iltihaplanmaları İç kulak iltihaplanmaları ise genellikle işitme kaybı,
dengesizlik, baş dönmesi ve çınlama ile karakterlidir. Kulakla ilgili bu
hastalıkların varlığında vakit geçirmeden bir hekime başvurmak gerekir.
Kulak ağrısı her hekimin öncelikle bakmak zorunda olduğu acil bir durumdur.
Sık geçirilen rahatsızlık, tedaviye rağmen iyileşmeme ve işitme kaybı gibi
durumlarda bir kulak burun boğaz hekimine başvurmak kalıcı bir hasarı
engelleyici hatta hayat kurtarıcı olabilir.
Çocukluk Çağı Pnömonileri (Zatüre) Hazırlayan: Int. Dr.
Erdal Deveci, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Prof. Dr. Nural
Kiper, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı - Göğüs Hastalıkları Ünitesi Pnömoninin belirti ve bulguları
Nasıl önleyebilirsiniz ? Ne kadar sürer nasıl tedavi edilir ? Ne zaman
doktora başvurmalısınız? Pnömoni değişik mikroorganizmaların (bakteri,
virüs, parazit) neden olduğu akciğer enfeksiyonunun genel adıdır. Sıklıkla
bir üst solunum yolu (burun, boğaz) enfeksiyonu sonrası başlar. En sık
virüsler ve bakteriler rol oynar. Mikroorganizmaların akciğerlerde
yerleşmesiyle alveol denen keseciklerinde sıvı birikimi ve iltihap oluşur.
Bu da akciğerin solunum kapasitesini düşürerek çocuğun oksijeni yeterli
derecede alamamasına neden olur. Pnömoniye Eğilimi Artıran Nedenler - Üst
solunum yolu enfeksiyonu - Anatomik etmenler - Bağışıklık sisteminin
zayıflaması - Sigara dumanı - Soğuk hava - Beslenme bozukluğu - Öksürük
refleksinin bozulması - Zararlı gazların solunması - Yabancı cisim - Cilt
enfeksiyonu - Kistik fibrozis - Yanık Belirti ve bulgular Üst solunum yolu
enfeksiyonundan 2-3 gün sonra boğaz ağrısı ve nezle gibi ilk belirtiler
başlar. Bu belirtilerin şiddeti çocuğun beden direncine ve etken mikrobun
tipine göre değişir. Başlıca belirtiler Ateş, titreme, öksürük, hızlı
solunum, hırıltılı solunum, nefes alırken kaburgalarda çekilme, kusma, göğüs
ağrısı, karın ağrısı, hareket azlığı, iştahsızlık, beslenme bozukluğu,
mavi-mor renkli dudak-tırnaklar. Bazen yanlızca ateş ve hızlı solunum
görülür. Pnömoni akciğerlerin alt kısmına yerleşmişse solunum sorunları
olmadan yanlızca ateş ve karın ağrısı olabilir. Bakteriyel pnömonilerde
çocuk hızla hasta halini alır ve ani yüksek ateşle ve bazen de hızlı
solumaya başlar. Ancak virüslerin neden olduğu pnömoniler daha yavaş ilerler
ve genel olarak hırıltılı solunum gözlenir. Pnömoninin bazı tiplerinin neden
olduğu belirtiler, hastalığa neden olan mikrop hakkında önemli ipuçları
verir. Örneğin; büyük çocuk ve ergenlerde mikroplazmaya bağlı pnömonilerde
boğaz ağrısı ve baş ağrısı genel pnömoni belirtilerine ek olarak belirgin
olarak görülür. Süt çocuklarında Klamiddya'ya bağlı olarak gelişen
pnömonilerde orta derecede hastalığa ek olarak konjonktivit belirgindir.
Bunlarda genellikle ateş olmaz. Boğmaca’ya bağlı pnömonilerde öksürük
nöbetleri, hava açlığına bağlı mavi-mor renkli görünüm ve hırıltılı solunum
olur. Önleme Hastalıkları oluşmadan önlenmek daha önemlidir. Örneğin kronik
hastalığı olan çocuğunuz varsa düzenli izlenimini yaptırmanız ve doktorun
önerilerine sıkı sıkıya uymanız gerekir. Çocuğunuzun yanında sigara
içmeyiniz, onu soğuktan koruyunuz, beslenmesine dikkat ediniz Hastalıklardan
korunmada bazı aşıların yapılması da yardımcıdır. Örneğin, çocuklar
Hemafilus influenza ve pertusise karşı aşılanabilir. Pnömoninin değişik
tipleri için özel bir risk taşıyan kronik hastalıklı çocuklar ek aşılamayla
ve bağışıklık artırıcı ilaçlarla korunmalıdır. Doktorlar pertusis gibi
pnömoninin belirli tipleriyle karşı karşıya kalan çocuklara koruma amaçlı
antibiyorik verebilirler. Ek olarak virüslere etkili ilaçlar da
bulunmaktadır. Bunlar viral enfeksiyonların önlenmesinde kullanılabilir. El
yıkama ve nezleli kişilerin maske, tülbent gibi malzemelerle ağız ve burun
kapamaları gerekir. Bulaşıcılık hastalığın gelişmesinde önemli bir etkendir.
Ebeveynlere düşen pnömonisi ya da üst solunum yolu enfeksiyonu olan kişileri
çocuklarından uzak tutmaktır. Eğer evinde pnömonisi ya da üst solunum yolu
enfeksiyonu olan kişi varsa, bu kişilerin kullandığı çatal, kaşık, bardak
gibi eşyaları çocuklar kullanmamalı ve el temizliğine de ayrıca dikkat
edilmelidir. Hastalık Süresi Tedavi bakteriyel pnömonilerin çoğu 1-2 haftada
iyileşir. Viral pnömonilerin tedavisi daha uzun sürer. Bulaşıcılık
Bakteriler ve virüsler genelde enfekte kişinin ağzında ve burnunda akışkan
formda bulunur. Mikrop, öksürük ve aksırıkla, bardakla, tabakla, mendille vs
bulaşır. Ev Tedavisi Eğer doktor çocuğunuzun bakteriyel pnömonisi için
antibiyotik verirse doktorununuz önerdiği süre kadar tedaviye uymanız
gerekir. Bu, çabuk iyileşmeyi sağlar ve pnömoninin diğer aile bireylerine
yayılmasını önler. Havadaki nem oranını arttırmak için soğuk buhar
kullanabilirsiniz. Eğer çocuğunuzun ateşi varsa bol sıvı almasını sağlamanız
gerekir. Öksürük tedavisini doktorunuza sormanız gerekir. Çünkü öksürüğün
durdurulması akciğerlerin temizlenmesini engeller ve bu durum her zaman
yararlı değildir. Çocuğunuzun her gün sabah-öğle-akşam ateşini ölçmeniz ve
kaydetmeniz gerekir. Eğer 38,9 0C'nin üstüne çıkarsa doktorunuzu
aramalısınız. Çocuğunuzun dudaklarını, tırnaklarını kontrol etmeniz gerekir.
Pembe gül renkli olması gerekirken mavi-mor olursa bu durum akciğerlerin
yeterince havalanamadığını gösterir. Hastane Profesyonel Tedavisi Doktor
muayeneden sonra pnömoninin tanısını koymak için akciğer filmi, kan testleri
ve bazen de balgam kültürü ister. Genellikle evde ağızdan verilen tedavi ile
pnömoni iyileşir. Süt çocukları eğer Pertusis’in neden olduğu pnömoni ya da
kana yayılmış pnömoniye yakalanmışsa hastanede tedavi edilir. Bağışıklık
sistemini etkileyen, kronik hastalığı olan, ağızdan ilaç alamayacak kadar
kusması olan, solunum güçlüğü çeken, yineleyen pnömonisi olan ve derisi
mavi-mor renkli olan çocuklar hastanede tedavi edilmelidir. Çocuk Doktorunu
Ne Zaman Arayacaksınız? Pnömoni’ye ait herhangi bir belirti ve bulguda ve
özellikle de; solunum güçlüğü, mavi-mor renkli dudaklar-tırnaklar,
38.90C’nin üstünde ateş durumlarında kesinlikle doktorunuzu aramalısınız.
Süt çocukların da pnömoniye ait herhangi bir en ufak belirti ve bulgu
belirirse kesinlikle doktorunuza başvurmanız gerekir. Son Olarak Ani
başlayan solunum enfeksiyonları beş yaşın altındaki çocuklarda gelişmiş
ülkelerde çok yüksek başka hastalık oluşturma ve ölüm riski taşır. Pnömoni
beş yaşından küçük çocuklarda en sık ölüm nedenlerinden birisidir.
Çocuğunuzun bu tür tehlikelerle karşılaşmaması için, beslenmesine,
aşılanmasına ve hastalıklardan uzak durmasına özen göstermelisiniz.
Çocuklarda Sık Görülen Hastalıklar Hazırlayan: Prof. Dr.
Mehmet Ömür VKV Amerikan Hastanesi Klinik Şefi Nezle Orta Kulak İltihabı
Sinüzit Anjin Farenjit Bronşit Nezle Burun havanın vücuda giriş kapısıdır,
burada hava ısıtılır, tozlarından arındırılır ve nemlendirilerek akciğer
için uygun hale getirilir. Havanın burun içinden rahat geçebilmesi için üç
koşul vardır. Birinci olarak, burun yapısının düzgün olup burun etlerinin
normal büyüklükte olması gerekir. İkinci olarak, burun mukozasının sağlıklı
olması, üçüncüsü ise, burun salgılarının akışkan olması gereklidir. Burun
mukozasından rinovirüs ailesinden bir virüs girdiği zaman nezle oluruz.
Burun tıkanır, akar, hafif ateş ve halsizlik hissedilir. Nezle iyi tedavi
edilmediği durumlarda orta kulak iltihabına, sinüzite veya bronşite yol
açabilir. Burun açıcı ilaçlar şurup veya damla olarak 2-3 gün
kullanılmalıdır. Ayrıca ateş düşürücü, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir.
Orta kulak iltihabı En çok Ekim ve Nisan aylarında görülür. bu aylar viral
(virüslere bağlı) üst solunum yolları enfeksiyonlarının sık görüldüğü
aylardır. Viral (virüslere bağlı) hastalık sırasında orta kulakta gelişen
iltihap, sıvı birikmesine ve mukozada ödeme neden olur. Östaki borusu
denilen, genizden orta kulağa giden borunun ödem nedeniyle tıkanması da orta
kulak iltihabına zemin hazırlar. Bebeklerde iltihabı kolaylaştıran geniz
eti, östaki borusu, östaki borusunun yatay seyretmesi ve bebeklerin sırtüstü
biberonla beslenmesi gibi olumsuz başka faktörler de vardır. Orta kulak
iltihabına daha çok, hemcıfilus inflııenzeı ve Streptecoccus pnomaniae adlı
mikroplar neden olur. Orta kulak iltihabında ağrı şiddetli ve zonklayıcı
tarzdadır ve çocuk konuşmaları hasta olan kulak tarafından duymakta zorluk
çeker. Ateş 38-38.5 civarındadır. Kulak zarının kızarık olması veya bombe
olması tanı koymada kesinlik sağlar. Ancak unutulmaması gereken bir nokta,
her kulak ağrısının kulak iltihabından kaynaklanmadığıdır. Bazen dış kulak
yolundaki bir sivilce, sıkışmış kulak kiri, çürük bir diş veya bademcik
iltihabının yansıyan ağrısı da orta kulak iltihabını taklit edebilir.
Tedavisinde çeşitli yaklaşımlar vardır. Bazı tedavilerde parasentez adı
verilen kulak zarı çizme tercih edilirken, bazı durumlarda önce antibiyotik
verilerek ileri derecede orta kulak iltihabında kulak zarı çizilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde °/ıı80. hastanın kendiliğinden hiçbir komplikasyon
olmaksızın düzeldiği öne sürülerek, antibiyotik verilmediği durumlar da söz
konusudur. Ortakulak iltihabı iyi tedavi edilmezse kronikleşebilir ve işitme
kaybı gibi kalıcı izler bırakabilir. Bazen de iltihap komşu dokulara
yayılarak iç kulak iltihabı, yüz felci ve beyin zarı iltihapları gibi çok
daha ciddi hastalıklara yol açabilir. Orta kulak iltihabından sonra,
mikroplar ortadan kalksa bile orta kulak boşluğunda sıvı birikintisi
kalacaktır ve bazen bu sıvı hiçbir tedaviye cevap vermeyecektir. Seröz otit,
enfüzyonlu otit veya zamk kulak gibi çeşitli adlarla anılan bu hastalıkta
başlıca belirti, sini gelişen işitme kaybıdır. Bazen de çok kısa, bir veya
iki saniye süren ağrılar olabilir. Kulak zarına bakıldığında, zar çökmüş ve
amber rengini almıştır. Bazen hava sıvı seviyesi de görülebilir. Bu
hastalığın tedavisi başlangıçta beklemektir. Çoğu kendiliğinden iyileşir.
İyileşmeyenlerde uzun süre antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Antibiyotiğe
rağmen düzelme olmazsa, östaki borusunun görevini yapacak olan kulak tüpü
zara yerleştirilerek, orta kulağın havalanması sağlanır. Böylece orta
kulaktaki sıvı dağılır, zar çökmesi ortadan kalkar. Bu tüp 3-8 aylık bir
sürede kendi kendine kulak tarafından atılıp çıkar ve her şey normale döner.
Bu durum çoğu kez kalıcı olur ve hastalık tekrar etmez. Ama bazen hastalık
tekrar eder ve yeniden tüp takmak gerekebilir. Defalarca tüp takılıp
düzelmeyen ve kulak zarı orta kulaktaki kemikçiklere yapışan hastalar az da
olsa vardır. Bu durumda işitme kaybı kalıcı olur. Sinüzit Çocuklarda en sık
görülen hastalıklardan biri de sinüzittir. Sinüzitte de en sık rastlanan
mikroplar Haemophilus influenzae ve Streptococcus pnomaniae'dir. Burun
tıkanıklığı ve iltihaplı akıntının yanı sıra yüz kemiklerinde şiddetli
ağrılar başlar ve ağrı baş öne eğilince arlar. Göz yaşarması, göz etrafında
şişlik, 38 i geçmeyen ateş, yüze basma ile ağrının artması sinüzitin diğer
belirtileri arasındadır. Muayenede tüm burun mukozasının şiş ve ileri
derecede kızarık olduğu görülür. Tedavi antibiyotikler ve burun açıcı
ilaçlarla yapılır. Tedavi süresi 10 günden az olmamalıdır. İyi tedavi
edilmemiş sinüzitler komplikasyon yapabilir. İltihap göz ve beyin zarına
dağılabilir. Ancak bu komplikasyonlar çok sık görülmez. Anjin Çocukluğunda
anjin olmamış kimse hemen hemen yok gibidir. Yüksek ateş, boğaz ağrısı ve
tükürüğünü bile yutamama ile kendini gösteren anjin, bazı çocuklarda çok sık
görülür, her ay bir kez anjin olabilirler. Bademcikler, lenf dokuları olup
boğazın girişinde, iki tarafa yerleşmiş küçük organlardır. Görevleri vücudun
bağışıklık sistemine yardımcı olmaktır. Boğaz yoluyla gelen mikroplar
bademcik üzerinde tutulur ve onlara karşı antikor denilen bağışıklık
proteinleri oluşturulur. Bu görev, vücudun bağışıklık sistemi kurulana kadar
yani 5-6 yaşına kadar sürer. Anjin, çok çeşitli mikroplarla oluşmakla
beraber daha çok beta hemolitik streptokoklarla oluşur. Beta hemolitik
streptokokların romatizma ile ilişkisi bilindiğinden bu hastalıktan
korkulmaktadır. Anjin, birçok sıradan mikropla oluşabileceği gibi, bazen de
enfeksiyöz mononükleoz gibi özel mikroplarla da oluşabilir. Öpücük hastalığı
da denilen bu hastalık daha çok büyük çocuklarda görülür. Bu hastalıktaki
bazı özellikler arasında; boyunda çok sayıda lenf bezi şişmesi, yüksek ateş,
genel durum bozukluğu ve bademcikler üzerinde kötü kokulu tabaka oluşumu
sayılabilir. Epstein Barr virüsünün yaptığı bu hastalıkta karaciğer
büyüyebilir ve deri döküntüleri olabilir. Bu hastalıkta tanı koymak
kolaydır. Laboratuvar da yapılan bir MNI testi birkaç saat içinde tanıyı
ortaya koyabilir. Tedavisinde bazı penisilin türü antibiyotik dışında bazen
de kortizon kullanmak gerekebilir. Anjinden neden olabildiği akut eklem
romatizması ve buna bağlı olan kalp kapakçığı sorunları nedeniyle
korkulmaktadır. Ancak ilaç sorunu olmayan ülkelerde bu komplikasyon hemen
hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Anjinin diğer bir özelliği de apseye yol
açmasıdır. Apseleşirse boşaltılması gerekir. Sık tekrarlayan anjin kronik
hale gelebilir. Üç yıl üst üste 3 kez anjin, 2 yıl üst üste 5 anjin, bir
yılda 7 kezden fazla anjin kronikleşme gösterir. Bademciklerin görüntüsü ve
rengi de kronikleştiğinin habercisi olmaktadır. Bademcikler kronik
hastalıklı hale gelirse ameliyatla alınmalıdır. Farenjit Farenjit
bulaşıcıdır. Hafif ateşle başlar, burun tıkanıklığının yanı sıra burun
arkasına akıntı, boğaz mukozasında yer yer kızarıklıklar ve iltihaplı
salgılar görülür. Kulak zarı da kızarmış olarak görülebilir. Boyunda lenf
bezleri ele gelir. Kendiliğinden 4-5 günde geçen farenjit, genellikle viral
(virüslere bağlı) bir hastalık olduğundan antibiyotik kullanılmasına gerek
yoktur, ama ateş 2 günden fazla sürerse antibiyotik verilebilir. Tedavisinde
burun açıcı ilaçlar ve sprey şeklinde antibiyotikler kullanılır. Bazen
farenjit bronşite de neden olur. Bronşit Larenjit her yaşta görülebilen
iltihabi bir hastalıktır. Virüsler de mikroplar da gırtlak ve ses tellerini
iltihaplandırabilir. Ses kısılır, ateş çok yükselmez. Farenjitin bronşite
dönmesinde ara geçiş olabilir. Bazen şiddetlenip çocukları ciddi solunum
güçlüğüne sokabilir. Sorumlular yine yukarıda adı geçen virüs ve
mikroplardır genellikle. Tedavisinde ise antibiyotik ve solunum zorluğuna
bağlı olarak kortizon kullanılır. Bazen solunumun tamamen tıkanıp soluk
borusuna delik açılması durumu da söz konusu olabilir. Trakeotomi adı
verilen bu girişim gerçekten hayat kurtaran bir durumdur.
Çocuklarda Gece Altını Islatma (Gece İşemesi) Konuk :
Prof. Dr. Şükrü Hatun Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Gece altını ıslatma, gece uyku
sırasında farkında olmadan idrar yapma olarak tanımlanabilir. Normalde
çocukların çoğu hem tuvalet eğitiminin etkisi hem de mesane kapasitesinin
gelişmesi sonucu 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı
becerirler. Gece altını ıslatma çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin
bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların
%40’ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20’ye, 6 yaşında %10’a
düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu
yaşamaktadır. Aileler 5-6 yaş civarında bu sorunla ilgilenmeye ve genellikle
de 7-8 yaşında hekimlerden yardım istemeye başlarlar. Ülkemizde 7-11
yaşındaki erkek çocukların %16’sında, kızların ise %11’inde altını ıslatma
sorunu olduğu bildirilmektedir. Nedenleri Gece altını ıslatmanın iki tipi
vardır. Eğer çocuk hekime getirilinceye kadar devamlı altını ıslatıyorsa
PRİMER (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya
yeniden başlamışsa SEKONDER (ikincil) tip altını ıslatmadan söz
edilmektedir. Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını
ıslatma gurubunda toplanmaktadır. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar
yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma,
nedenlerine göre fizyolojik ver organik olmak üzere iki guruba ayrılarak
incelenmektedir. Fizyolojik Nedenler Gece altını ıslatan çocukların büyük
bir gurubu (%90-95’i) fizyolojik altını ıslatma gurubunda toplanmaktadır. Bu
çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane
kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir.
Esas önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa
dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta
%45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır.
Aile öyküsü olan vakalar iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir
seyir göstermektedirler. Organik Nedenler Altını ıslatan çocukların
%2-3’ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi
sorunlar saptanmaktadır. Vakaların %5-10’unda ise altını ıslatmaya sık ve
acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir. Bunlar
“polisemptomatik altını ıslatma” olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda
idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin
allerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında “geniz eti”
olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma
görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.
Genel olarak psikolojik olaylar daha önce bahsedilen primer altını ıslatma
sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük
çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur. Ayrıca kötü çocukların
altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan
çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu
genellikle fizyolojik altını ıslatmanın tekrar ortaya çıkmasıdır.
Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul
başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk
psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir. Çocuğa Yaklaşım Hemen en
önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara
ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en
tehlikelisi “Altına yapan kızını sobaya oturttu” gibi haber başlıklarına
konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür
tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır.
Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür
diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin
çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu
unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında
konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli
incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir. Altını
ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce bahsedilen organik
faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bir başka deyişle altını
ıslatma sorunun fizyolojik olup olmadığı belirlenmelidir. Bunun için gündüz
altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok
idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama
ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı
soruşturulmalıdır. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre
idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır.
Altını ıslatan çocukların %97’sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle
ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı
konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta “küçük mesane” veya
uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir. Tedavi
Yaklaşımı Altını ıslatma idrar yolu enfeksiyonu gibi bir nedene bağlıysa
öncelikle bu tür sorunlar çözülmelidir. Fizyolojik altını ıslatma sorunu
olan çocukların tedavisinde ise şu ilkelere uyulmalıdır: Gece kalkıp
tuvalete gitme bir hedef olarak kesinleştirilmelidir. Tuvalete ulaşmak
kolaylaştırılmalıdır. Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne almasına
yardım edilmelidir. Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı alımından
kaçınılmalı ve kafein içeren içecekler kesinlikle verilmemelidir. Yatağa
girmeden tuvalete gidilmelidir. Gece kuru kalması için bez bağlanmamalıdır.
Bu tür yöntemler temizlik için yararlı olmakla birlikte çocukların gece
kalkma motivasyonlarını olumsuz etkilemektedir. Sabah temizliğine çocuğun
katılımı sağlanmalıdır. Çocukların benlik saygıları desteklenmelidir.
Ailelere nasıl davranacaklarını anlatan kılavuzlar hazırlanmalıdır.
Çocukların hangi günler kuru kaldıkları bir kart üzerine işlenmelidir.
Çocuklar en az ayda bir kez kontrol edilmelidir. Tedavi Yöntemleri Altını
ıslatan çocuklara genel olarak 7-8 yaşına geldiğinde tedavi için
girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun
kendisinin veya ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Önce
çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyo rsa ailenin
çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Daha
önce başarılı olduğu gösterilmiş 6 günlük bir programın ayrıntıları ise şu
şekildedir. İlk gece çocuk gece 1’e kadar her saat başı uyandırılır. Çocukla
konuşularak ve yürütülerek uyandığından emin olunur. Altı kuruysa övücü
sözler söylenir ve “tuvalete girme ihtiyacın var mı yoksa bir sonraki saati
mi bekleyeceksin” sorusu sorulur. Çocuk tuvalete gitmek isterse tek başına
tuvalete yürümesi istenir. Eğer çocuk altını ıslatmışsa pijama ve iç
çamaşırlarını kendisinin değiştirmesi teşvik edilir. Gece 1’de
uyandırıldığında kuru olsa bile idrarını yapmaya çalışması söylenir. Daha
sonraki beş gece çocuk bir kez uyandırılır. İlk gece uyuduktan 3 saat sonra,
ikinci gece 2.5 saat sonra ve böyle süre azaltılarak beşinci gece uyuduktan
1 saat sonra uyandırılır. Son gece bundan sonra kendisinin uyanması
söylenir. Bu programdan sonra altını ıslatma tekrarlarsa (3 gün üst üste
altını ıslatırsa) yeniden 6 gecelik uyandırma programı tekrarlanır. Bazı
çalışmalarda bu program ile %92 oranında çocukların kuru kalması sağlanmış,
bunların %20’sinde ise yeniden altını ıslatma sorunu tekrarlanmıştır. Alarm
Kullanımı ve İlaç Tedavisi Daha önce anlatılan ve daha çok davranış
değişikliği üzerinde duran tedavilerden bir sonuç alınamadığında “enüretik
alarm” kullanımı veya ilaç tedavisi denenmelidir. Her iki tedavi yöntemi
için de çocukların 8 yaşını bitirmesi beklenmelidir. Alarm cihazları çocuk
idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp,
mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Son yıllarda
“enüretik alarm” teknolojisinde önemli ilerlemeler olmuş ve hem küçük hem de
kullanımı kolay alarm cihazları üretilmiştir. Alarm tedavisine 2-3 ay devam
edilmesi gerekmekte ve bu tedavi ile çocuklarda %70-84 oranında iyileşme
sağlanmaktadır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski %10 dolayındadır.
Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır.
Bunların arasında imipramin (Tofranil), oxybutynin (uropan) isimli ilaçlar
ilk kullanılanlardır. Son yıllarda vücutta sıvı tutulmasını sağlayan Minirin
isimli ilaç da tedavide kullanılmaya başlanmıştır. İlaç tedavisi ile %10-60
arasında iyileşme sağlanmakta, fakat tedavi kesildikten sonra %90’a varan
oranda tekrar riski bulunmaktadır. Bu nedenle son yıllarda alarm ve ilaç
tedavisinin birlikte kullanılması önerilmektedir. Altını ıslatma çocukluk
çağında sık görülen bir sorun olması yanında ailelerin yanlış tutumlarının
sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen
çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun
dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir. Son yıllardaki
araştırmalar altını ıslatma tedavisinde en etkili yöntemin tek başına veya
bir ilaçla birlikte alarm kullanımı olduğunu göstermektedir.
İshal Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun Kocaeli Tıp
Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı - Endokrinoloji ve
Diyabet Bilim Dalı İshal nedir ? Tedavi Evde Sıvı Tedavisi Diyet İshal Nedir
? İshal kısaca sulu dışkı yapmak demektir. İshal genellikle aniden başlar ve
dışkı sayısında artma ( günde 3 kezden fazla ) ile kendini gösterir.
Çocukluk çağında en sık 0-5 yaş döneminde ishal görülür. Çünkü Kusma ve
ishal Akut Gastroenterit adı verilen aynı hastalığın bulgularıdır. İshali
olan çocukların hemen hepsinde kusmada olur ve bazen Akut Gastroenterit’in
tek bulgusu olabilir. Çocukluk çağında ishal yaz aylarında daha sık görülür
ve genellikle mide ve barsakları etkileyen enfeksiyöz ajanlar (mikroplar)
ile meydana gelir. İshal vakalarının çoğundan virus adını verdiğimiz
mikroplar sorumludur. Viruslara bağlı ishal ani başlar, ishalle birlikte
kramp şeklinde karın ağrısı, iştahsızlık kusma ve hafif ateş görülür. Bu tür
ishaller 3-6 gün içinde kendiliğinden düzelirler ve ishal süresince çocuklar
kendilerini kötü hissederler. Genel olarak şiddetli ishali olan, kanlı ishal
yapan ve yüksek ateşi olan çocukların ishalleri daha önemlidir. Bu gibi
ishaller E. Coli, Salmonella, Şigella gibi antibiotik tedavisi gerektiren
ishallerdir ve bu durumda hasta en kısa zamanda bir çocuk hekimi tarafından
görülmesi gereklidir. 6 aydan küçük çocuklarda görülen her türlü ishal
önemlidir ve bu çocuk en kısa sürede hekim tarafından görülmelidir. İshalli
çocuklar dışkı yoluyla su ve elektrolit kaybederler. Eğer ağızdan verilen
sıvılarla çocuğun kayıpları karşılanamazsa ‘kırık testi’ misali çocuğun
vucudundaki sıvı boşalır. Bu duruma dehidratasyon adı verilir. İshaldeki en
büyük tehlike sıvı kaybıdır. İshal olan çocuğun gözleri ve bıngıldağı çöker,
dudakları ve ağzı kurur, daha seyrek ve koyu idrar yapmaya başlar, ağlarken
gözyaşı akmaz ve uykuya eğilimi olmaya başlarsa önemli derecede sıvı açığı
var demektir. Bu durumdaki çocukların acilen hekime götürülmesi gerekir.
Bunların dışında dışkısında kan olan, sık kusan, karın ağrısı ve yüksek
ateşi olan çocukların da kısa sürede hekime götürülmeleri gerekir. Tedavi
İshal tedavisinde üç önemli ilke vardır: Birincisi , ishalle kaybedilen sıvı
ve elektrolitlerin mümkünse ağız yoluyla geri konması, ikincisi, beslenmenin
sürdürülmesi, üçüncüsü ise zamanında hekime götürülmesidir. Çocuklarda
görülen ishal vakalarının büyük çoğunluğu hafif – orta derecede ishal
vakalarıdır ve bu çocuklar evde tedavi edilebilir. Hafif ishal vakalarında
ishale rağmen çocuk iyi görünür, inatçı kusma ve ateş yoktur. Bu durumda
daha sık normal su verilmesi, anne sütü veya mamaya devam edilmesi ve
çocuğun susuzluk bulguları bakımından izlenmesi yeterlidir. Orta derecedeki
ishal vakalarında çocuklar huzursuzdur ve çok susarlar. Bu durumdaki 6
aylıktan büyükse evde ishal paketleri kullanılarak tedavi edilebilirler.
Daha önce bahsedilen susuzluk belirtileri olan çocukların ise doktora
götürülmesi gerekir. Çocukluk çağında görülen ishal vakalarının büyük
çoğunluğu viruslara bağlıdır ve 3-6 gün içinde kendiliğinden düzelir.
Antibiyotikler virusları öldürmediğinden ishal vakalarının çoğunda
antibiotik kullanmaya ihtiyaç yotur. İçinde kan ve mukus olan, yüksek ateş
ve şiddetli karın ağrısı ile giden ishal vakalarında antibiyotik
gerekebilir. Doktora danışmadan antibiyotik kullanılmamalıdır. Genel olarak
ishalli çocuklara herhangi bir ishal kesici ilacın verilmesine gerek yoktur.
Bu ilaçların ishalin kesilmesine katkısı olmadığı gibi, bazen ciddi
zararlara yol açmaktadır. Benzer gerekçelerle kusma önleyici ilaçlar da
kullanılmamalıdır. Evde Sıvı Tedavisi Son 20 yılda ishal tedavisindeki en
önemli ilerleme şeker ve tuz içeren sıvılar ile evde ishal tedavisinin
mümkün olmasıdır. Bunun için eczanelerden ve sağlık ocaklarından “ishal için
şeker – tuz paketi “ alınmalıdır. Bu paketlerden bir tanesi 1 litre temiz
suya eklenmeli ve karıştırılmalıdır. Bu şekilde ishalle kaybedilen sıvıları
yerine koymak için uygun bir sıvı elde edilmiş olur. Genel olarak sıvı kaybı
olmayan ishalli çocuklara her dışkı başına 10 ml /kg bu sıvıdan verilebilir.
Hafif derecede sıvı kaybı varsa 50 ml / kg sıvı 4 saatte verilir. Gözlerde
çöküklük, ağız kuruluğu olan orta derecede sıvı kaybı olan çocukların tedavi
planının bir sağlık merkezinde yapılması daha uygundur. Evde ishal tedasi
için sıvı hazırlanırken hazır paketlerin kullanılmasına dikkat edilmelidir.
Bu şekilde hazırlanan sıvıları çocukların bazısı sevmeyebilir. Bununla
birlikte sıvı kaybı olan çocukların tatsız olmasına rağmen ishal sıvılarını
içtiği gözlenmiştir. Sık kusan çocuklara her 1-2 dakikada 1 çay kaşığı (5
ml. ) olacak şekilde sıvı verilebilir. Genellikle sıvı ve elektrolit
ihtiyacı karşılanan çocukların kusması bir süre sonra düzelir. Diyet Daha
önce belirtildiği gibi ishal tedavisinde en önemli ilke beslenmenin
sürdürülmesidir. İdeali çocuk ishal olmadan önceki beslenme düzeninin
sürdürülmesidir. Bu nedenle anne sütü alanlar anne sütüne, inek sütü veya
mama alanların bu besinler verilmeye devam edilmelidir. Bununla birlikte
ishal sırasında verilebilecek en uygun besinler pirinç, patetes, ekmek,
yağsız et, yoğurt, sebze ve meyveardır. Yağlı besinler, çay, meyve suyu,
kola gibi çok şeker içeren içeceklerden sakınılmalıdır. Eski inanışın
tersine ishal sırasında çocukları aç bırakmak yanlış ve zararlı bir uygulama
olduğu unutulmamalıdır.